Blog

Gün Işığında da Mum Işığında da İstanbul 

21f90ac3-ed74-4ae8-ad40-092f894bb72d
Edebiyat

Gün Işığında da Mum Işığında da İstanbul 

Galata Kulesi, Haliç mavisi gözlerini kıstı. 

Külhanbeyi edasıyla yıllardır karşılıklı bakıştığı 

gizli hayranlığına 

yine meftunca seyre daldı… 

Sis perdelerinin arkasında kalan 

buğulu bulutların ışıkları arasında 

için için efkârlandı… 

Tüm ihtişamıyla gökyüzünün kalbinde çakmak çakmak ışıldıyordu… 

Gönlüne yine efsanevi aşkı Kız Kulesi düşmüştü… 

Sahi en son ne demişti kendisine iltifat olarak: 

Ey Sevgili,

İstanbul’un devasa mumu sensin… 

Tüm dilekler sen nefesini üfleyince tutulur, 

o zaman gökyüzü adeta turuncudur… 

Mum alevi misali ışıkların yanıp camlarından dışarı sızarken, 

bulutlar kızıldan mora titrek titrek semayı dolaşır.

“Beyoğlu’nda gezersin gözlerini süzersin” gönlümde tütersin… 

O vakit bütün bulutlar grubun renginden kızarır. 

Sen yakışıklılığına vurgu yapmak için mehtabı yanına alırsın. 

Yakamozlarının şavkı sevdalı yürekler üzerinden geceleri bembeyaz yansır. 

Her mevsim başka manzarasın.  

“Her mevsim içimden gelip geçersin…” 

Sen,

“Ateş denizinde mumdan gemiler” gibisin…

Muhayyel bir kalem aldı eline 

Kız Kulesine mektup yazdı: 

Ey Sevgili, 

Mehtabın şen, mevsimin gülşen. 

Erik ağaçlarının gelinlik giydiği zaman gibisin. 

Sabahları henüz güller uyurken, göz kırpan martılarını bana yollarsın.

Mahzenlerinde ab-ı hayat saklarsın.

Gül şurubu tadında gül ibrişimler gibisin.  

İçlisin, narinsin yeri geldiğinde kafana göre davranan malihulyalı bir esriksin.

Su yeşili bir platformda kehribar taşından yontulmuş bir peri kızı gibisin. 

Hangi masallardan geldin, söyler misin… 

Bu şehrin kıpır kıpır 

kirpikleri gibisin,

sen melül melül bakınca gökyüzü hayasından kızarır, 

giryan giryan üst perdeden dökülür…

İşven, nazın gönüllerde gönüllerde edalı edalı süzülür…

Sen geceleri hasret sarhoşluğu içinde reverans yapıp eğilince 

yakamozlarınla rengarenk ışıldarsın. 

Sayende tüller içinde kalır ayazlar sen yürekleri ısıtırsın. 

Sevgilim,

verilince geri alınamayan tek şey gönüldür,

Bu şehrin silüetinde

sen olmasan panaroma eksik kalır. 

Nasıl ki martıların şarkıları benden sana bir çağrıdır herbiri duyabilenler için içli bir yankıdır… 

Bilmelisin ki “Aşkını bir sır gibi senelerdir sakladım…” 

Bağrı yanık kıyılara vuran köpük köpük dalgalar şahitimiz olsun ki seni unutamadım.

Hem hatırla ne dedi şair;  

“Ama şu Kız kulesinin aklı olsa

Galata kulesine varır

Bir sürü çocukları olur…” 

Haksız mı,

Haklı bittabi… 

Zamanla akıllandıysan, yalnızlıktan demlenip şaraplar gibi tadını aldıysan. 

Özlemden yıldıysan. 

Yana yıkıla bahaneleri sıralama, 

hasbihal edip hemhal olalım artık. 

Hem unutma lütfen, vuslatı olmasa da 

gönül hanesinde aşkın bir adresi vardır.

Yürek gider o kapıda gece yarıları konaklar/ duraklar…

Meyhane şarkılarıyla mest olur, serenat yapar.

Gönül sızısı, yol haritasıdır. 

Benim tüm yönergelerimle değişmeyen tek rotam sensin. 

Bu arada aşkımızın gizli tanığı İstanbul 

söyle bana: 

kaderimde yoksa kalbim neden onda … 

Gönül mahkemeleri kurulamasa da,

Aşkın davası kalır,

yürekler arasında…

Hasret ziyandadır, 

zira gün ışığında da mum ışığında da gönüllerde hep o sevgili vardır…

Lütfen aramızda kalsın ama “Benzemez kimse sana” şarkısını 

birbirimizi düşünerek dinlediğimizi sadece sen biliyorsun.

Fısıldama… 

İstanbul, gülümsedi: 

Oysa gizlenen her aşk dışarıdan anlaşılır ama yine de siz bilirsiniz… 

Galata Kulesi iç geçirdi:

“Kemanımla ona bir ses verebilseydim eğer…” dedi. 

Kız kulesi bunları hissetti cevaben: 

Sadece tebessüm etti. 

Mevsimler değişti… 

Sonra gıyaben seslendi:

Ey Sevgili, 

Sen yangın yerlerinin deniz fenerisin…

Şehrin hafızasında nice sahneler ve silüetler bizimle güzel… 

Hâlâ o hediye ettiğin şarkıdaki gibi 

“Bir gün koşup gel bana kader utansın diyorsan …” 

Aşkın ömrü üç yıldır diyen bilim adamlarına inat

yüzyıllardır süren bağlılığımızı öne sürmek istiyorsan,

Rüyamda seni gördüm diye inanacağımı sandığın yalanlar söylemek istiyorsan,  

“Hicran destanını kendinden oku, 

Mecnun’dan duyup da rivayet etme. 

Aşkın Leyla’sını gördünse söyle. 

Söz temsili bulup hikâyet etme…” diye diye şiirler okuyorsan, 

Vapurların düdük sesleriyle bana mesajlar yolluyorsan 

Hâlâ o halinden memnun nefti tınıyla gülümsüyorsan

Leylabi gecelerinde leylak kokuları eşliğinde 

İstanbul’un Leyla’sı sensin dediğini hatırlıyorsan, 

Ve en önemlisi;

Senin için öteki değilsem bir anlam taşıyorsam, 

“İsmini andıkça titrerim hâlâ…” sen de hissediyorsan, 

Bu sefer Eylül’e kalma halim perişan 

“Dil muntazır teşrifine gel aman aman…” 

Galata yutkundu:

Boğazda yansıyan tüm zaaflar ve umutlar adına 

havai fişekler eşliğinde sana söz veriyorum ki;

“Elbet bir gün buluşacağız…”

Eda Büyükçapar

Buart Sanat Atölyesi

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.