Blog

İKARUS

images
Edebiyat Yazı Atölyesi

İKARUS

Özlem Demirkan

Buart Sanat Atölyesi

Rüyalarım şahit labirentime. Her gece kan ter içinde uyanmamı sağlayan ve bir türlü aklımdan çıkmayan İkarus.  

Önce sevgilimi, gözümün bebeğini istediler. Minotauros’a sunulacak bir adakmış. Susturmak istediler. Gözlerimi kara bir örtü ile kapattılar. Saçlarımı kara bir örtü ile kapattılar. Ellerimi bağladılar. Gidemedim, ötesini göremedim. Bir adım dahi atamadım. Ruhum çıktı kendi yerinden beni seyretti. İkarus’tum. Rüyamda İkarus’tum. Yemin eden, yemini için bedel ödeyen, sevdiği için tüm sevdiklerinden vazgeçen. Kendi ellerimle onu nasıl verecektim? Ellerimi çözdüm. Ellerini ellerimin arasına aldım. Yavaşça yaklaştım nefesini hissettim. Nefesini içime çektim. Gözyaşlarını sildim. Duruldum. Zamanı durdurmak istedim. Bu kargaşa bitsin içimdeki öfke dinsin istedim. Kapıyı açtılar. Çekip aldılar. Artık bir avareydim. Gidecek yerim yoktu. Bir uçurumun kıyısında dünyanın öteki ucunu seyrettim saatlerce. Yerle göğün birleştiği ince çizgiyi. Onun ruhunu hayal ettim. Çizginin üzerinde yürüyen sevgilimin saçlarının çizdiği şekilleri. Adımlarını saydım birer birer. Narin ve ruhumu yaralayan adımlarını. Yüzündeki gülüşe şahit olmak için saatlerce bekledim. Bana bakmadı. Güneş bir anne gibi kollarını açmıştı ve ona gitmeye hazırlanıyordu. Sanki uçurumdan ellerimi uzatsam yeteri kadar uzatsam ellerini tekrar tutabilecektim ve kendime çekebilecektim. Avuç içlerimi açtım, uzatmaya çalıştım. Olmadı. Denedin İkarus. Bir kez değil hatta defalarca denedin. Yere çömeldim. Ağlasam rahatlayacaktım ama ağlayamadım. Omzumda bir el hissettim. Babamdı.

Her şeyin nedeni olan ve öcümü alacak olan babam. Bize ip lazım dedi. Minotauros’un ölmesi için ip lazım. Çok uzun bir ip, hatta dünyanın en uzun ipi. Dünyanın en uzun ipinin olduğu yeri çok iyi biliyordum. Kaç tane canavar öldürdüğüm umurumda değil, bastığım çiçekleri saymadım. Gözümü bürüyen intikam duygusunu rüzgâr üfleyip almasın diye içime sakladım. O kadar çok yürümüşüm ki ipi bulduğumda ayaklarım yoktu. Keşke kanatlarım olsa dedim. Uçsam ve ipi yetiştirsem. Sürüne sürüne geçtiğim çölün izi göğsümdeydi. İpi babam yetiştirdim. Biz değil dedi o girecek labirente Minotauros’u o öldürecek. Bu iple de geri gelebilecek.  İpi labirentin köşesinde yeşermeye çalışan ağaca bağladım. Gözlerimi kapattım rüyamda bine kadar saydım, geri dönmedi. İki bine kadar saydım. Sonra sıkıldım saymayı bıraktım. Bekledim. Günün geceye dönmesini ve gecenin gündüze ayılmasını. Bir gün güneş tam ortaya çıkarken döndü. Eli yüzü kan içerisiydi. Öcüm alınmıştı neyin karşılığında anlamadım.

Labirentin içindeki bendim artık. Gücün, iktidarın kölesiydim. Hapsedilendim. Çabaladım, çok çabaladım labirentin dışına çıkmak için çabaladım. Duvarlardaki yeşermeye başlayan tüm bitkileri birbirine bağladım. Yerden kuş kanatları topladım. Kuşların kanattan ibaret olduğunu kanatları olmazsa ruhlarının labirentin içine hapsolacağını anladım. Babam iki kanat yaptı bana. Balmumu ile kapladı. Kanatları taktığımda bu esriklik bitecek sandım. Ama güneşe yakın uçma. Denize yakın uçma. Güneşe yakın uçma bunu unutma dedi. Yaşamak istiyorsam kararında uçmalıydım. Kendimden emindim uçmak istiyordum. Yavaşça sağ olanı yere vurdum. Köprücük kemiklerimi ileri doğru attığımda kanadın yukarı doğru şekil değiştirdiğini hissettim. O kadar güzeldi ki onunla ufuk çizgisinde yürüyen sevgilimin saçlarına tekrar dokunabileceğimi hissettim. Sonra havalandım. Rüzgâra karşı, havaya karşı, tüm kötülüklere karşı havalandım. Yukarılara çıktıkça labirent küçüldü, küçüldükçe kanatlarım büyüdü. Yüzümü ufuk çizgisine çevirdim. Uçtum uçtum. Ama ona yetişemiyordum. Her saniye benden uzaklaşıyordu Adımın İkarus olduğu kadar emindim ardında sevgilim kızıl uzun saçlarıyla beni bekliyordu. Tüm gerçekliği kaplayan uzun kızıl saçlarıyla bekliyordu. Kanatlarımı açtım, kapattım ona yetişmek için uçtum. Güneş gözlerimi kamaştırdı uçtukça ona çok yakın olduğumu hissettim. Hissettikçe içimdeki öfke dindi. Onu ellerimden aldıklarındaki his geçti. Göğsümün acısı geçti. Kanatlarımı çırptıkça güneşe yaklaştım, artık duramazdım. Çok az kalmıştı. Kanatlarım beni idare edebilirdi. Bunun için dua edebilirdim. Tanrıdan kanatlarımı güçlendirmesini ister ve mucizenin gerçekleşmesini beklerdim. Sonra kanatlarımdan ışığın geçme başladığını gördüm. Rüzgârın onu yardığını hissettim. Kanatlarımdaki balmumu eriyordu ve güneşten uzaklaşıyordum. Çabaladıkça uzaklaşıyor yere düşüyordum. Masmavi dalgalı bir izdi düştüğüm yer ve ben sona doğru yaklaşıyordum. Rüyamda İkarus’tum uyandığımda da İkarus olmaktan ölesiye korkuyordum.

Gözlerimi karanlığa açtım. Dün akşam yaptığım ve yarın akşam yapacağım gibi karanlığa baktım. Elim yanımdaki kadının kızıl saçlarını aradı. Görebilmek için ışığı yaktım. Onu hatırlamak için yanında uyuduğum yüzlerce kadından biriydi. Sarılmak istedim. Olmadı. Ona uzandıkça uzaklaşıyordu. İçimden Onur dedim. Artık uyandın sen İkarus değilsin. Yanımda uyuyan kızıl saçlı kadın yüzünü bana doğru çevirdi. Yapay bir ışık arkasından parladı. Gerçek, yakama yapıştı.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.