Blog

ORTA DOĞU’DA KISA BİR TUR 3. Bölüm

edebiyat
Edebiyat Yazı Atölyesi

ORTA DOĞU’DA KISA BİR TUR 3. Bölüm

Aykut Güçer

Buart Sanat Atölyesi

23 Kasım 2009 (5.Gün)

Bu sabah erken kalkmayalım kararı geceden alınmıştı. Hem Wadi Rum’da uykusuz gece hem de Petra yürüyüş ve tırmanışı bir hayli yorucu olmuştu. Sabah kalkışımız 09:00 gibi oluyor ve hala soğuk hissediyoruz. Kahvaltımızı ediyoruz ve yola çıkıyoruz. İstikamet Lut Gölü (Dead Sea) ileri!

Petra çıkışı bir hayli karışık. Birkaç kişiye soruyoruz ama farklı tarif ediyorlar ve bu bizi karıştırıyor. Bu arada Şehsuvar kayboluyor. Petradan çıkışımız her şehirden çıkışımız gibi zor oluyor. En sonunda doğru yolu buluyoruz. At-Tafilay istikametinde gidip Al-Karak kenarından geçip saat 12.00 gibi Lut Gölü’ne ulaşıyoruz saat 12:00.

Lut Gölü (Dead Sea) 600 m2 alanı olan ve deniz seviyesinin 422 metre altında, hiçbir akarsuyla beslenmeyen, %33 tuz oranı ile içinde canlı olmayan bir göl.
Lut gölü kıyısında bir durum fotoğrafı çekelim diyoruz. Ama sinek ordusunun hücumuna uğruyoruz. Binlerce sinek motosikletlerimizi kaplıyor. Birkaç poz fotoğraf alıp uzaklaşıyoruz.

Yol üzerinde bir tesise giriyoruz. Giriş ücreti adam başı 10 Dinar. Tesisin sert sarı kumu var. Ama burada da sinek hücumu var. Tuz yoğunluğu yüzünden suyun kaldırma gücü fazla. İsteseniz de batamıyorsunuz. Tuz yakıyor. Fakat egzama, mantar, sedef gibi birçok cilt hastalığına iyi geldiği söyleniyor. Hakikatten sudan çıktıktan sonra cildimizde ipeksi bir kayganlık oluşuyor. Şakanın bini bir para. Tatlısu duşuna koşarak gidiyoruz.
Burada fazla oyalanmak istemiyoruz. Hedefimiz bu akşam Ürdün’den çıkıp Şam’a varmak. Yola çıkmadan Şam’da tanıştığımız arkadaşlarla konuşuyoruz.
Planımız, direk otobana çıkıp Amman içine girmeden sınıra ulaşmak.
Sınıra ulaşıyoruz. Ancak yine biz sınırdayken hava kararıyor. Saat 18:45 gibi sınırdan kurtulup, Şam’a gaz açıyoruz.
19:30 gibi Şam’a giriyoruz.

         Şam (Damascus) Suriye’nin başkenti. 6,5 milyona yaklaşan nüfusu olan Antik Tarihin en eski şehirlerinden biri. 1516 yılında Yavuz Sultan Selim Han Suriye’yi Osmanlı’ya katınca, Şam, Hac yolu üstünde toplanma noktası olması sebebiylede ayrıca ve ilave olarak bir gelişme gösterir. Suriye 1920 yılında Fransa’ya geçer. 1946 yılında sömürgelikten kurtulunca Şam başkent olur.

Suriye’li arkadaşlar Kerim, Sami ve Ahmad bizi şehir girişinde bekliyorlar. Benzin ikmali yapıyoruz. Ayarladıkları otele gidiyoruz. Şehir merkezinde bir otel, girişine kaldırımdan çıkarak motosikletlerimizi park ediyoruz. Benim içime sinmiyor ama Suriye’li arkadaşlar, bize sabaha kadar otel nöbetçi koyacağını söyleyince gönül rahatlığı ile valizleri boşaltıyoruz. Otelin adı Patara. Kişi başı oda kahvaltı fiyatı 30 Dolar. Çok kötü değil ama içime pek sinmiyor. Kesinlikle tavsiye etmiyorum. Bundan sonra gidecek arkadaşlar daha iyi alternatif bulabilirler.

Arkadaşlarımız aşağıda bizleri bekliyorlar. Odalarımıza eşyalarımızı bırakıp, üstlerimiz değiştirip hemen iniyoruz. İki arabayla bizi çok güzel bir cafe/restaurant tarzı bir yere götürüyorlar. Mekanın adı “La Casa”. Sahibi motorcuymuş. Kendisinde biri Harley olmak üzere iki motosiklet varmış. Sohbet, yemekler süper. Salatalar ve sosları inanılmaz. 10 Kişi için toplam 6200 Suri ödüyoruz. Bu yaklaşık 210 Tl yapıyor.

Yemek sonrası arkadaşlarla ayrılıyoruz. Şehsuvar ile Cem Ağabey otele gitmek istiyorlar. Şehsuvar biraz rahatsız. “Bedevi çadırında üşüttüm” diyor.
Şehri dolaşmayı yarına bırakıp hep birlikte otele dönüyoruz.



24 Kasım 2009 (6. Gün)

Bu sabah da geç kalktık. Rahat rahat kahvaltımızı yapıp şehri dolaşmaya çıkıyoruz. Sedat ‘çarşıdan başlayalım’ diyor. Ara sokaklara dalıyor, biz de peşinde. Bir Pazar yerine geliyoruz. Bizim semt pazarlarının 1950 modeli.

Biz aralardan Emeviye Cami’nin önüne geliyoruz. Bu cami şehrin en büyük, en görkemli ve en eski camisi. Eskiden kilise olarak kullanılmış. 705 yılında Emevi Halifesi Velid Bin Abdulmelik camiye çevirmiş. Daha sonraları genişletilerek son şeklini almış. Cami birçok yönden çok önem arz ediyor.
İsa Peygamber’in yeryüzüne döneceği, rivayete göre geleceği Ak Minare bu camide. Ayrıca Yahya Peygamber’in kabri burada. Kerbelada katledilen İmam-ı Hüseyin’in kesik başının bulunduğu kabir burada. Bu sebeple akın akın ziyaretçi alıyor.


Emeviye Cami 7000 m2 alana kurulu. Selahattin Eyyubi’nin Türbesi ile Hz. Hüseyin’in Kızı Seyide Rukiye Camiside bu alanda. Ayrıca Türk Şehitliği ve turistik eşya satan dükkanlar olduğu uzunca bir avluda var.

Biraz soluklanmak için caminin çıkış kapısının kıyısında çok güzel Al-Nawfara kahvesine oturuyoruz. Biz çaylarımızı yudumlarken bazı arkadaşlar turistik eşya satan dükkanlardan alışveriş yapıyorlar.

Genel olarak Suriye ucuz. 100 Suri 3 TL’ye tekabul ediyor. 20 litre benzin için yaklaşık 600 Suri yani 18 TL ödüyoruz. Buradan ara sokaklardan Hamidiye Çarşısı’na dalıyoruz.

Hamidiye Çarşısı 1863 yılında Sultan Abdülhamit tarafından yaptırılmış. Bir kilometre uzunluğunda, sağlı sollu bitişik nizam dükkanların bulunduğu, esnafların büyük bir bölümünün tekstil ürünleri, çeyizlik, turistik eşyalar sattığı bir çarşı. Ara sokaklarda, zaman içinde çarşıya ilave olunca görmeyin karmaşayı. Yoğun trafik ve çok kalabalık.

Şam şehir merkezinde ara sokaklar çok ilgi çekici. Bizim sarı renkli, eski fotoğraflarda gördüğümüz sokak esnafları kanlı canlı karşımızda.
Evler birbirlerine çok yakın, sokaklar çok dar, birçok yere araba giremiyor. Çoğu bakımsız, cumbalı evler.

Akşama doğru arkadaşlarla buluşuyoruz. Bizi Hamidiye Çarşısı’nın yan sokaklarından birinde bulunan, dar girişli, iki katlı, geniş bir lokantaya götürüyorlar. İki müzisyen, sahne gibi bir yerde, yöresel kıyafetleri, başında kırmızı fesleri ile kendi dillerinde şarkılar icra ediyorlar. Bu akşam yemeğimizi Suriyeli arkadaşlarımız ısmarlıyorlar.

Yemek sonrası çıkıyoruz. Dışarda yağmur çiseliyor. Arkadaşlardan ayrılıyoruz. Yarın sabah erken gelip, bize şehir çıkışına kadar araba ile eşlik edecekler. Şam Valisi şehir içinde motosiklet kullanmayı yasaklamış. Hepsinin makinaları garajlarında. Bizim gelişimiz için izin talep etmişler, birlikte binelim diye. Fakat, Vali izin vermemiş. Yabancılar için sorun yok.

“Allah akıl fikir versin, bu asırda bu nasıl bir zihniyet” diyoruz.

Biz caddeye kadar yürüyor, oradan taksi ile otele dönüyoruz. Yağmurluk vs. giyip, kalabalık şehrin loş sokaklarına bir kez daha dalıyoruz.

Arkadaşlardan öğrendik, Şam’ın şekeri en iyi nerede. Yağmurda 10 dakika yürüyerek dükkanı meydanda buluyoruz. Adam porsiyon yok, kiloyla diyor. Birkaç kilo alarak çıkıyoruz. Bu arada yağmur müthiş indiriyor. Albayım ‘ya sabır’ çekerek dolanıyor. Yol üstünde bir kahveye giriyoruz. Bu kahve bizim sokak kahvelerimize benziyor. Yarı içeride, yarı dışarıda gibi kahvenin önüne oturuyoruz. Tatlı paketleri açılıyor, gelsin çaylar.
Yağmur hala şiddetle yağmakta. Ekip eğlenmek istiyor. Haydi Hicaz’a!

Hicaz Tren İstasyonu.
2. Abdülhamit tarafından yapılmış. İstanbul ile Kutsal topraklar arasında ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla Hicaz Demir yolu projesi kapsamında inşa edilmiş. Yapımında Alman mühendisler bulunan bu projede 7500 Türk askeri çalıştırılmış. Bu yolun yapımındaki hedef Mekke’ye hızlı ve rahat bir ulaşım olmasına rağmen, tamamlanamamış.

Burada tanıştığımız arkadaşlarımızdan bir tanesi Mimar. Kendisi bugün bile bu mimari kalite ile yapılmış başka bir bina yok demektedir.

Yağmur devam etmekte. Bir taksi ile otele dönüyoruz. Yarın erken kalkıp (Lattakia) Lazkiye’ye gaz açacağız.

25 Kasım 2009 (7. Gün)

Sabah erken kalkıyoruz. Arkadaşlar geliyorlar. Motosikletlerimizi otelin sütunları arasından çıkarıp, kaldırımdan indiriyoruz. Hava hala bozuk. Yağmurluklarımızı giyiyoruz. Arkadaşlar bizi şehir dışına çıkarıp, uğurluyorlar. Rotamızda Humus var. Yolu biliyoruz. Humusdan Tartusa döneceğiz ve Lazkiye’ye devam edeceğiz.
Yer yer şiddetli yağmurlarla sürüyoruz. Hızımızı çok düşürmek zorunda kalıyoruz, görüş mesafemiz çok azalıyor.

Humus içine giriyoruz saat 11:00. Bir köşe kahvede çay molası veriyoruz. Şam’dan aldığımız, susamlı çörekleri de bu arada yutuyoruz. Alaaddin burdan ayrılarak Halep istikametine gidecek. Öncüpınar kapımızdan giriş yapıp vatani görevini yapmakta olan oğlunu ziyarete gidiyor. Halepde Şam’daki arkadaşlarımızın arayıp “ilgilen” dediği Kerim Bey’le buluşacak ve devam edecek.

Kıymetli dayımızı uğurluyoruz. Biz Tartus – Lattakia istikametine devam ediyoruz. Yine aynı sıkıntı. Çıkışı birkaç kez sorduktan sonra buluyoruz. Humus – Tartus arası 45 km kadar. Hava biraz daha iyiye dönüyor gibi.

Tartus Suriye’nin ikinci büyük liman kenti. Şam’a uzaklığı 220 km. Tarihi milattan önce 2. Milenyuma dayanıyor. 636 yılında müslümanların eline geçiyor. Tartus Kalesi en göze çarpan tarihi eser.

Biz Tartus’un içine girmeden devam ediyoruz. Saat 13:00 gibi Lattakia’ya giriyoruz. Şehrin içine girince her zaman yaptığımız gibi bir tur atıyoruz.

Lattakia (Lazkiye) Suriye’nin en önemli liman şehri. 2. Milenyum’dan beri yerleşim bölgesi olarak bilinmektedir. M.Ö. 4. yüzyılda Selevkos İmparatorluğu ile ilk modern şehir olarak başlayıp, sırasıyla Romalılar, Emeviler, Abbasiler, Bizanslılar, Araplar, Fatimiler, Selçuklular, Haçlılar, Eyyubiler, Memlukler ve Osmanlılar. Daha sonra Fransız sömürgesi oluyor ve en son 1944 de şimdiki yönetime geçiyor.

Daha sonra bize tavsiye edilen Oteli bulmak için sahile doğru yönümüzü çeviriyoruz. Önerilen otelin önüne geliyoruz. Dış görüntü pek iç açıcı değil, ben arıza yapıyorum. Şam’da dilim yandı.
Cem Ağabey’de peşime takılıyor. Şehri dolaşmaya başlıyoruz. Bir taksi, göğsümde bayrağı gördü. “Abi hayırdır, ne arıyosun” dedi. Türkmen bir taksici. Şans işte.
Düzgün otel aradığımı söyleyince, o önde biz ardında, birlikte dolanıyoruz. Kısa bir zaman içinde Riviera Oteli buluyoruz. 40 Dolar adam başı, yeni, güzel bir otel.

Arkadaşları arıyorum “Gel bizi al” diyorlar. Motosikleti, Cem Ağabey’i orada bırakıp ekibi almaya taksi ile gidiyorum. Ekip yine seyyar bir çaycının önüne çöreklenmiş. Otele vardığımızda motosikletlerimizi kaldırıma, Şehusvar’ın makinayı demir kapılı avluya bırakıyoruz. Odalara yerleşip, hızla üstümüzü değiştirip şehre dalmak için sabırsızlanıyoruz. Aşağı indik görevli motosikletleri kaldırımdan alın içeri park edin diyor. Otelin yanından, hafif yokuş, otele giriş için cam bir mekan yapmışlar, belki bir müddet sonra bir kafe şekline dönüşecek. Her neyse, bizim motosikletlerimizi bu bölmeye almamızı istiyorlar, bizde bayılarak alıyoruz.

Şehirde görülmeye değer yerler ilk yazılı alfabenin bulunduğu Ugarit kenti, Çarşılar ve 40 km uzaklıktaki Selahaddin Eyyubi Kalesi.
Ugarit’i pas geçip çarşılara dalıyoruz. Suriye’de gördüğümüz diğer çarşılardan daha modern. Liman kenti olması sebebiyle yeniliklere her zaman açık.
Yine tatlıcılar, yiyecek yerleri en rağbet ettiğimiz yerler. Bu arada Arak almayı ihmal etmiyoruz.

Yemek için, ilk olarak otelin önerdiği bir yere gidiyoruz. Deniz manzaralı, güzel bir restaurant. Adı Beauty. Hatta iki ayrı güzel mekan. Biri alkol alınabilinen, diğeri alkolsüz. Fakat, Şehsuvar daha önce geldikleri, yedikleri yerin, daha iyi olduğunu söylüyor. İki taksi ayarlayıp gidiyoruz. O da deniz kıyısında, onunda iki ayrı yeri var. Birine giriyoruz; bomboş, diğeri kalabalık. Şehsuvar bir önceki seferde boş olan yerde yediklerini söylüyor. Gidip oturuyoruz. Biraz lisan sıkıntısı çektikten sonra, kafa göz yararak istediğimizi anlatabiliyoruz. Tabbule, humus, kıbbe, zahter, muammara, baba gannuş gibi mezeler, yemekler, ızgaralar sırasıyla gelmeye başlıyor. Arakla birlikte bizimde, keyfimiz yerine geliyor.

Saat 19:00 gibi Türkmen taksicileri çağırıyoruz. Bir kaçımız şehirde alışveriş tercih ederken bir kısmımız otelde dinlenmeyi uygun buluyor.

Türkmen taksicinin adı Luey. “Bu ne ismi?” diyorum. Böyle Türkmen ismimi var. “Abi sorma bende memnun değilim, kimse söyleyemiyor” diyor. Kurban Bayramı çok yakın, şehirde bir hayli hareket var.
Adetlerini anlatmaya başlıyor. Sabah namazı, kabristan ziyareti, kurban kesimi ve dağıtımı, en son, ailenin en yaşlısında toplanma ve yemek. Yani bizden farklı değil, buradaki adetler. (Lueyin telefonu 00 963 99 318 97 31 giden her arkadaşıma yardımcı olacaktır.)

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.