Blog

ORTA DOĞU’DA KISA BİR TUR 1. Bölüm

images
Edebiyat Yazı Atölyesi

ORTA DOĞU’DA KISA BİR TUR 1. Bölüm

Aykut Güçer

Buart Sanat Atölyesi

                                

Bir gün üç Filinta bu coğrafyayı dolaştı.
Ve içlerinden biri şöyle dedi.
“Daima Batıya ..!” (Cem Üçerler-2004)

         Uzun süreden beri bir çoğumuzun kafasında olan bir gezi Suriye – Ürdün. Hatta defalarca Lübnan’ı da bu rotaya nasıl eklesek tartışmaları yapıldı. Daha önce, bu coğrafyaya giden arkadaşlarımızla yaptığımız görüşmeler neticesinde, kısıtlı günlerimize Lübnan’ı sıkıştıramadık. İyi mi yaptık, kötü mü bunu bir gün Lübnan’a gidince anlayacağız.

Bu gezi için 9 tam gün ayırdık. Ancak, tecrübeli arkadaşların ifadesine göre, belirlediğimiz bu coğrafyadaki rotayı tam anlamı ile gezmek için bu 9 gün çok kısa bir süre.

Şüphesiz, Suriye’de Halep – Şam – Lattakia, Ürdün’de, Amman, Petra, Wadi Rum, Dead Sea (Lut) de daha fazla vakit ayıracağız.

Suriye’de Hama – Hams – Tartus – Palmira, Ürdün’de Akabe – Kızıldeniz – Karak gibi yerleri ise ya kısa süre uğrayarak ya da durmadan geçerek görebildiğimiz kadar görmeye çalışacağız. Ama ister kısa süre uğrayalım ister durmadan şehir içinden geçerek yolumuza devam edelim, ben buralarda olan görülecek yerleri, bundan sonra gelecek arkadaşlarıma rehber olması için, dilimin döndüğünce yazmayı görev biliyorum.
Bu gezinin en büyük eksiği Palmira’yı görememek mi? Acaba.

Buluşma noktamız: Plana göre, üçümüz İstanbul’dan (Sedat-Aykut-Engin) motosikletlerimizi bir gün önce, kamyona yükleyerek Adana’ya göndereceğiz. Diğer dört arkadaşımız, İzmir’de buluşarak, gaz sıkıp Adana’ya gelecekler. 19 Kasım 2009 Perşembe sabahı hepimiz Adana Paksoy Fabrikası’nda buluşup, makinalarımızı kamyondan indirerek yola koyulacağız.

Rota ve Zamanlama :

1. Gün : Adana – Gaziantep – Kilis – Öncüpınar (sınır) – Halep (1 Gece Halep Konaklama)
2. Gün : Hama – Humus – Şam – Ürdün sınır Jabir – Amman ( 1 Gece Amman Konaklama)
3. Gün : Akabe – Wadi Rum – (1 Gece Wadi Rum Bedevi Çadırı Konaklama)
4. Gün : Petra (1 Gece Petra konaklama) – Lut
5 – 6. Gün : Şam (2 Gece Şam Konaklama)
7. Gün : Tartus – Lattakia (1 gece Lattakia Konaklama)
8. Gün : Yayladağ – Hatay ( 1 gece Hatay Konaklama)
9. Gün : Adana (akşam uçakla dönüş)

Geziye katılan Filintalar :
– Aladdin Timincioğlu – R 1150 GS – (İzmir)
– Aykut Güçer – R 1200 GS – (İstanbul)
– Cem Üçerler – R1150 GS Adv. – (Datça- Muğla)
– Emir Ataşen – R 1200 GS – (İzmir)
– Engin Mepa – Honda Goldwing – (İstanbul)
– Sedat Akbasan – R1200 GS Adv. – (İstanbul)
– Şehsuvar Şişmanoğlu – R 1200 GS – (İzmir)

                       SURİYE – ÜRDÜN – HATAY

19 Kasım 2009 (1. Gün)
Sabah Adana’daki Paksoy Fabrikası’nda buluşuluyor. Kamyonla gelen motosikletler önce çözülüyor, sonra itinayla rampadan indiriliyor. Kısa süreli şakalaşmalardan sonra, Adana içinde ilk benzin ikmalimizi yapıyoruz. Saat 09:15 gibi, Gaziantep Kilis istikametine gaz açıyoruz.

Hepimizin kafasında sıcak bir sabah çayı. İlk durak, bir kamyoncu tesisi. Cafe Mıstık. Saat 10:00. Bir kaçımız sıcak çaya koşarken, bir kısmımız taze sıkılmış portakal suyuna dalmış bile. Çok kısa bir harita incelemesi, yol sürüş bilgilendirmesi ve telefon görüşmelerini müteakiben, saat 10:55 de Cafe Mıstık’dan ayrılıyoruz.

Adana – Gaziantep arası mesafe 243 km. Otobanda hem ilk günün heyecanı hem birlikte sürmenin keyfi ile nasıl geçtiğini anlamadığımız bir yolculuk. Gaziantep içini başka bir geziye bırakıp, saat 12.55 de doğruca Kilis’e giriyoruz. Gaziantep – Kilis yolu çok düzgün olmamakla beraber problem yaratmıyor.

Kilis, yeni illerimizden biri. 10.521 km lik bir alanda, merkez, ilçe ve köyleriyle 114.000 nüfuslu, tarih kokan bir toprak. Mezopotamyalılarca Pellada Cyrrhus (Kiris) diye anılırmış. 8.yy da Türkmenler bölgeye yerleşmiş ve Kilis demişler. Osmanlı Kilis demeye devam etmiş. Kalesi, kastelleri (çeşmeleri), hamamları, konakları, görülecek çok yerleri var. Ama bizde vakit yok. Karnımız aç, Albay bir lokanta arıyor, belli ki önceden belirlediği bir yer var kafasında. Bizler de onu takip ediyoruz. Birkaç kişiye soruyor. Şehir meydanına varıyoruz. Motosikletlerimizi bir parka bırakarak meşhur Kilis Kebabının tadına bakıyoruz. Dervişoğlu Lokantası, çok süper değil. Yemekten sonra, şehir merkezinde kısa bir turla çarşıyı görüyoruz. Grubumuzun en önemli meziyeti, iyi yemeğe karşı zafiyettir. İnanılmaz künefe tatlıcısını bulmak, tabi ki pek zor olmuyor.

Bu lezzet buluşmasının ardından, döviz bürosundan Suriye Lirası (Suri) alıyor ve Öncüpınar sınır kapımıza gaz açıyoruz. Saat 15:45. Kilis ile Öncüpınar arası 10 km. Yol durumu gayet iyi. Saat 16:00 gibi, sınır kapımıza giriyoruz. Bir hayli kuyruk var. Motosiklet olmanın verdiği avantaj ile kalabalığı geçiyor, uygun bir yere motosikletlerimizi park ediyoruz.
Sınırlarımızda pek sık yaşanan sorun, sistem arızası. Bu sorunla sınır kapımızda da karşılaşıyoruz. Yabancı, yerli, karışık bir kalabalık. Sıra uzun. Albayım devreye giriyor. Bu sayede bizim işlemler hızla yapılıyor. Ve Saat 16:41. Beşar Esad’ın (büyük poster) fotoğrafı sınır kapısı üstünde görülüyor ‘Suriye’ye hoş geldiniz’.

İşte, bu kapıda hepimizden gelen tek ses, “Daima batıya.!”

SURİYE
Nüfus : 17.921.000
Yüz ölçümü : 185.180 km2
Para birimi : Suriye Poundu

Suriye, öyle bir ülke ki acilen sınır kapılarından başlayarak bir modernizasyon yapması gerekiyor. Daha ülkeye girmeden 1950’leri görmek, bizleri bir hayli şaşırtıyor. Kayıtların büyük bölümü el yazısı ile büyük defterlere yapılıyor. Polis işlemleri ve sigorta işlemleri bilgisayarda. Ama daktilo niyetiyle. Adam başı 40 Dolar veriyoruz. 30 Dolar sigorta için, 10 Dolar gümrük için. Banka’ya yönlendiriyorlar burada dolarlarımız Suri ile değiştiriliyor. Sigorta ve Gümrük ödemeleri Suri olarak yapılıyor. Sınırda Hac kafileleriyle karşılaşıyoruz, özellikle otobüslerle yolculuk yapan Afgan kafileleri, bize çok ilgi gösteriyorlar.
Suriye’yi bilen, sınırdan sık geçen Türkler, sürekli olarak bizleri Suriye trafiği hakkında uyarıyorlar. “Kural yok.”
Saat 18:00 gibi işlemlerimiz bitiyor. Yola koyuluyoruz. Karanlık ve Suriye trafiği hakkında söylenenler hepimizin aklında. İnanılmaz bir trafik, her yönden araç trafiği aynı anda var. Sinyal yok. Araçlar birbirlerine değecek kadar yakın geçiyorlar. Bu sebeple, geceyi Halep’te geçirme kararı alıyoruz.
Öncüpınar Sınır Kapımızdan Halep 48 km. Saat 19:00 gibi Halep’e sorunsuz varıyoruz.

Aleppo! Halep, manası süt veren. Suriye’nin 2. büyük şehri. Bu gün 4,5 milyona yaklaşan nüfusu olan bu tarihi şehir, her zaman önemli bir merkez olarak bilinmekte. Çeşitli Mezopotamya Devletleri, Roma ve Bizans İmparatorlukları, Arapların, Selçukluların ve son olarak Osmanlı döneminin önemli merkezlerinden biri.
• Emevilerden kalan Halep Kalesi,
• Mecidiye Kapalı Çarşısı,
• Zekeriya Peygamber Türbesi,
• Sarı renkli dikdörtgen formlu Kayşani taşından yapılan evleri
gördük.

 Osmanlı zamanında su ve musiki ile hasta tedavi edilen Bimaristan Hastanesi görülesi yeri. Ancak biz maalesef göremedik, siz mutlaka görün.

Halep’e girer girmez, öncelikle, motosikletlerimizi sabah kalktığımızda bulabileceğimiz bir otel arayışındayız. Sheraton otel bahçesine 7 motosiklet girdik. Uygun fiyatla oda buluruz umuduyla. 2 kişilik oda fiyatı 318 Dolar dediklerinde, daha ucuz, güvenli bir otel aramak için bir taksi ile kısa şehir turu yaptık. Merkezde ve Sheraton otele çok yakın Riga otel, alt katında kapalı oto parkı ile, bize son derece uygun adam başı 40 Dolarlık oda kahvaltı fiyatı ile kapılarını açtı.

Bu arada, Büyük Atatürk’ün Halep’te kaldığı Baron otele girdik. Konumu itibariyle son derece güzel bir yerde olmasına karşın, hiçbir tadilat görmeden günümüze geldiği gözümüzden kaçmadı.

Riga otelinde eşyalarımız boşalttık. Otel görevlilerine sorarak öğrendiğimiz, pek lüks olmayan, fakat yemeklerinin mükemmel olduğu söylenen, TOP lokantasını bulmak için şehire daldık.

Genel olarak Suriye yemekleri et ağırlıklı. Bütün koyunlar lokanta girişlerinde, (buzdolap vitrinlerde) asılarak sergileniyor. Dikkatimizi çeken ilk şey, koçların billurları ile asılmış olmalarıydı. Girip neresini istiyorsanız, o bölümü pişirtip, servis ettiriyorsunuz.

Bu arada değişik bir çiğ köfte (çok etli), pastırma (hepimizin beğendik), zahter salatası, humus Halep mutfağından örnekler. Arak! 51,5 derece ama içimi son derece hoş.

7 Kişi, mükemmel bir yemek yiyor ve arak içiyoruz. Ödediğimiz para 100 Tl. Bu güzel lokantadan ayrılıp, şehri tura çıkıyoruz. Bu sırada, arkadaşların tatlı krizi tutuyor. 5. Kuşağın işlettiği, 200 yıllık bir baklavacı keşfederek, geceye tat katıyoruz.

20 Kasım 2009 (2. Gün)

Saat 07:00 kalkıp, kahvaltı ettikten sonra, 08:30 gibi otelden ayrılıp, şehri dolaşarak, Hama’ya doğru yola koyuluyoruz. Hava, beklediğimizden biraz daha soğuk, içliklerimizi iyi ki giymişiz.

Bizlere yapılan tavsiyeleri dikkate almamış ve yanlış yapmışız. Neden mi? Halep çıkışında ve Hama’ya 10 km kala benzin almamış olmamız, bize sıkıntı yaşattı. Yolda balık satan bir adamın çocuğunu, Albay arkasına alarak, mahalle içlerinde kötü tamircilerden pet şişelerde benzin alıp ve yanımızda getirdiğimiz benzin katkıları ilave ederek, bu sorunu hallettik. Bundan sonra gidecekler, gitmeye niyetli olanlar, aklınızda olsun cuma günü, benzinciler dahil pek çok yer kapalı.

Hama (Hisar), Asi Nehri üzerinde kurulmuş, M.Ö. 5000 yıllarına dayanan bir şehir. İlginç su değirmenleri ile Medinet Ün Nevair (Su Dolabı Şehri) olarak anılıyor. Suriye’nin 4. büyük şehri.
Halep – Hama arası146 km.

Fazla bir şey olmadığından burada oyalanmıyoruz. Humus’a (Hıms) devam ediyoruz.


Humus (Hıms) ülkenin 3. büyük şehri. Hama’ya 47 km mesafede. Güzel bir yolculuktan sonra, Humus meydanına giriyor ve motosikletlerimiz meydana park ediyoruz. Bir anda etrafımız yüzlerce insanla sarılıyor. Seyyar kahveciden içilen çaylar, insanlarla sohbetler ve çekilen fotoğraflarla hoş vakit geçiriyoruz. Humus’da benzin alarak, saat 12:30 gibi, Şam’a varmak üzere yola çıkıyoruz.

         Şam. Saat 14:45 gibi Şam’a giriyoruz. Humus – Şam arası 162 km. Amacımız şehri dönüşümüzde ziyaret etmek. Buna rağmen şehir içinde dolaşıp yemek yiyebileceğimiz uygun ve temiz bir lokanta bakınıyoruz. Albayım her zaman olduğu gibi birkaç kişiye soruyor. Son sorduğu taksici, Türkiye’de yaşamış bir arap. Bizi büfe tarzı bir yere götürüyor. Niyetimiz hızlı yemek ve mümkün olduğunca çabuk Ürdün Amman’a geçmek. Menü aynı; et , şiş kebap, pirzola, köfte, salata, humus.
Saat 15:35 gibi buradan ayrılıp, Ürdün sınırına hareket ediyoruz. Bu arada yanımıza bir arkadaş geliyor. Tanışıyoruz. Adı Sami. Harley Davidson grubumuz var diyor. Dönüşte buluşmak üzere anlaşıp, telefon alışverişi yapıyoruz.

Yine akşama kaldık. Saat 17:40 ve Suriye sınırdayız. Yine sıkıntı! Çıkış işlemleri, uzun beklemeler ve Ürdün sınır girişi 2,5 saatimizi alıyor. Ürdün sınır girişinde, yine sigorta ve gümrük ödemeleri. Üstelik, Ürdün vizemizde yok. Sınırda alıyoruz. Sigorta ve gümrük 30 dolar.
Suriye’den biraz daha iyi olmakla beraber, burada da bir takım zorluk, bekleme derken girişlerimizi alıyoruz. Siz siz olun, pasaportunuzda İsrail vizesi varsa, İsrail giriş- çıkış damgası varsa, bu ülkeye girmeye kalkmayın.

Sınırdan Amman yaklaşık 100 km. Şam- Amman arası 210 km. Önümüzde takribi 1,5 saatlik bir gece sürüş mesafemiz var. Önceki yaşadıklarımızı düşünerek motorlarımızı son derece temkinli ve ortalama 90-100 km hızla sürüyoruz.


ÜRDÜN
Nüfus : 5.924.000
Yüz ölçümü : 89.342 km2
Para birimi : Ürdün Dinarı

         Amman! Yavuz Sultan Selim’in 1516 da Osmanlı’ya kattığı bu şehir, I. Dünya savaşı sonrası İngiliz manda yönetimine giriyor ve 1946 yılında Ürdün’e başkent oluyor. Üç milyona yaklaşan nüfusu var. Biraz şehir içinde dolaşıyoruz. Albayım birkaç kişiye sorduktan sonra, bir özel araç yolu gösteriyor ve saat 22.00 de Hyatt Otel’in parkına giriyoruz.
Bu otel, birkaç yıl önce meydana gelen bombalı saldırı sebebiyle, özel birimler tarafından korunmaktadır. Otel Genel Müdür Yardımcısı, benim ve Albayımın yakından tanıdığı bir kardeşim, Harun Dursun. Bizleri inanılmaz karşılıyor. Önce, arka park alanından, motosikletlerimiz ön park alanına, yani özel şahısların, başkanların vs kullandığı park alanına alınıyor. Daha sonra, sıcak birer çayla bize hoş geldiniz deniliyor. Odalarımız ayarlanıyor. Sıcak ilgi ve samimiyet bizi çok rahatlatıyor. Harun, bizi akşam yemeğine davet ediyor. Bir kısa duş ve dinlenme molasından sonra, bize Endonezya’ya özgü sebzeli mantı çorbası ve diğer hafif yemeklerden ikram ediliyor.

Yemek sonrası otel diskosuna iniyoruz. Filinta yorulmaz! İspat edercersine dans, içki eğlence. Harun hepimize mavi bir içki ısmarlıyor.
Soruyorum. “Ne bu ateş suyu mu?”
Gülüyor. “Yok abi, bu insanın içindeki şeytanı çıkarıyor.” diyor.
“Sonra ne oldu?” dediğinizi duyar gibiyim.
Ne olsun.. Ne olursa olsun, Sabahlar olmasın…!

(Merak edenlere, içkinin adı Absinth – otel için kişi başı 67 dolar ödüyoruz.)

Comment (1)

  1. Tuba

    Devamını heyecanla bekliyoruz

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.