Blog

YELDEĞİRMENİ…

marioleviyazıgörsel
Edebiyat Yazı Atölyesi

YELDEĞİRMENİ…

ESKİYİ VE BUGÜNÜ BİRARADA YAŞAMAK

Mario Levi

Buart Sanat Atölyesi

Bir tepede yer alan o fotoğrafın Yeldeğirmeni’ne ait olmadığını öğrendiğimde tarif edemediğim bir burukluk geçmişti içimden. Yeldeğirmenlerinin Tarihi Yarımada’ya baktıklarını bile hayal edebilirdim. Yanılgı başka arayışları, arayışlar ihtimalleri doğuruyordu. Nerede bulundukları hakkında sadece bazı tahminlerde bulunabilmek mümkündü. Önce ordunun, sonra  şehrin un ihtiyacını karşılamak için  1. Abdülhamit döneminde yaptırılmalarının ardından kim bilir ne çok hayat yaşanmış ve bir yerlere yazılmıştı. Tam da burada aklıma beni birçok eski hikayeye götürebilecek bir soru geliyor. O yeldeğirmenlerinin o rüzgarlarda çıkardıkları ses nasıl bir sesti? Şehir şimdikinden çok daha sakinken… Geceleri başka, hatta ürkütücü bir karanlığa gömülmüşken… Çağdaş yeldeğirmenlerinin çıkardığı sesi bilmem bu sesi de duymamı sağlar mı? Bilmiyorum. Hayal etmeye değer yine de…

Tarihin izlerini taşıyan binalar

Semt o günlerden sonra elbette çehre değiştirdi. Bahçeli, büyük köşklerin yerini şimdi çoğu çirkin apartmanlar almış bulunuyor. Semtin, hatta şehrin ilk apartmanlarına yakışmayan, şehir kültüründen nasibini almamış müteahhitlerin yaptığı beton yığınları… Değişim semti bütünüyle zevksiz bir hale getiriyor mu? Getirmiyor, daha doğrusu getiremiyor. Çünkü burada eskinin izleri hâlâ direniyor. Beklemediğiniz bir yerde şimdikinden çok daha güzel birçok eski yapının karşınıza çıkması mümkün. Çoğu Fransız eski okul binaları gibi. İstanbul’un apartman hayatına geçişin simgeleri gibi duran ilk yapıları gibi. Bazıları restore edilmiş, şehre yeniden kazandırılmış iki veya üç katlı, arkaları bahçeli kagir evleri gibi… Evlerin kimileri çoktan terk edilmiş. Onlar da kim bilir hangi tarihin ve duyguların tanıkları. Onlar da bugüne yenilenecek, ama mutlaka asıllarına uygun kalması gereken çehrelerine kavuşmayı bekliyor. Ama bu eskilikleri ve yıkık halleri bile güzel. En azından anlamlı. Tarihin kendisini hissettirdiği yer, kimliğin de kaybedilmediği yer değil midir? Semti bu sebeple yeniliği ve şıklığıyla kendisini dayatan, birçok insana da bu yüzden çok cazip gelen birçok semte hiç tereddüt etmeden tercih ederim.

Taze simit kokusu

O yeldeğirmenleri çoktan bir yerlerde kayboldu. Yerlerine yenilerinin yapılmasını hiç kimse düşünmedi. Kaçınılmazdı bu. Devir çoktan değişmişti. Ama yine de, sırf bu kaybolanların hatırına kendime sorarım. Bugün Yeldeğirmeni’nde bu kadar çok ekmek fırınının bir araya gelmesi bir tesadüf müdür? Değildir herhalde. Bir gelenek gizliden gizliye kendisini duyurmak istemektedir sanki. Semtte günün nerdeyse her saatinde taze ekmek bulmanız mümkündür. Hem de ne ekmek. Ama en azından bu fırınlar kadar önemlileri vardır. Simit fırınları… Onlar da bu geleneğin bir parçasıdır, eminim. Semtin en çekici taraflarından biri de budur. Her sabah çok erken saatlerde sıcacık, kelimenin tam anlamıyla ‘el yakan’ fırından yeni çıkmış simit bulmanın ayrıcalığını kaç semtin insanı yaşayabilir? Yeldeğirmeni’nin sakini bu duyguyu çok iyi bilir.

Çok dilli sokaklar

Yeldeğirmeni demek tarih duygusu demektir biraz da. Bir zamanlar Yahudilerin tercih ettikleri bir semtmiş. Ermeniler ve Rumlar da yaşarmış. Müslümanlarla bir arada. Hakikaten bir arada. Bugün o kimlik de yok oldu ne yazık ki. Giden gitti ve bir daha dönmedi. Ölen öldü ve bu hikaye adına yeni doğumlar burada yaşanmadı artık.

Değişimi yaşamak

Semti son yirmi beş yılından biliyorum. Yakın bir zamana kadar orada yaşadım. Sokaklarının farklı zamanlarını bilirim. Çünkü sevgili köpeğim Sancho ile de oralarda çok gezdim. Yeldeğirmeni’nin sokaklarında Sancho ile yapılan yürüyüşler… Bir anlam ifade ediyor mu? Son zamanlarda semt çok büyük bir değişimin içinde. Esnafla, yerlilerle konuşuyorum. Bu değişimden memnun olmayanlar da var. Bunu anlayabilirim. Ben kendi adıma memnunum. Her yerde yeni kafeler, küçük restoranlar açılmış bulunuyor artık. Semtte yaşayanların yapısı değişiyor. Birçok genç burayı seçiyor. Özgürlüğüne düşkün, daha rahat yaşamak isteyen çocuklar bunlar. Çoğu üniversite öğrencisi. Aralarında yurt dışından gelen Erasmus öğrencileri de var. Bu değişim nereye kadar gidecek? Yeldeğirmeni gelecekte karşımıza nasıl çıkacak? Bekleyip göreceğiz. Ben iyimserim. Çirkin aparmanların yan çephelerine yapılan grafitiler bile bana umut veriyor.

Bir de bu kadar kalabalık olmasa diyenleri duyar gibiyim. Kalabalık Yeldeğirmeni, evet. Hatta biraz yorucu. Bir zamanların o asude semti değil artık. Ama büyük şehir dediğiniz de biraz bu değil mi? Bakın daha denize inen o muhteşem yokuşlardan bile bahsedemedik…

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.