top of page

Amerika’nın-Banliyölerin Çehov’u John Cheever ve Yazım Teknikleri

Yazar: Arif Mahmut Koçak Bir önceki kitap incelememde Katherine Mansfield’in hayatı ve yazım tekniklerine değinmiş ve Çehov’un araladığı kısa öykü yolundan, Atlantik’in doğu yakasında modernizm akımının öncülerinden birisi olarak, ses getirmesinden bahsetmiştim. Peki ya Atlantik’in batı yakası? Modern kısa öykünün bir sonraki adımı olan post modernist gerçekçilikten, o coğrafyada, nasıl bahsedebiliriz? John Cheever örneğiyle! Cheever, geleneksel öykü anlayışını reddeden, pozitivizm ve optimizme karşı negatif bir tutum sergileyen modernizmin aksine, modern dünyanın olumsuzlukları, yanlışlıkları ve karmaşası karşısında karamsar bir tutum değil, onu belli ölçüde kabullenen, ciddiye almayan ve alay eden bir tavır sergiler. Bu, Cheever’in post modern gerçekçi denebilecek anlatım tarzıdır. Post modern çağrışımları ağır basan yazarlar dilin, edebiyatın bir oyun olduğu düşüncesini taşırlar. Dille olabildiğince oynamak, hayatı değil, oyunu verebilmek amacı vardır. Bu akımdaki edebi ve diğer sanat ürünlerinin parçalı, kopuk, bağlantısız özellikler gösterdiğini söylemek yanlış olmaz. John Cheever, Amerikan orta sınıfının mültecilerle dolmakta olan şehir merkezlerinden kaçıp banliyölerine sığınan yaşamını, görgü kuralları ya da alışkanlıklarını, ahlaki değerlerini, özlemlerini kinayeli ve alaycı bir dille (fantezi ve ironik komedi) kaleme alırken, karakterlerini de çoğunlukla bu sınıftan seçmiştir. Aslında Cheever’a Amerikan Çehov’u denmesinin asıl nedeni, karakterlerinin banliyö yaşamlarında önemsiz gibi görünen hüzünlü, dramatik olaylardaki duygu ve anlamın altında yatan düşünceyi okuyucuya iletebilmesidir. Ahlak kuramcısı olarak da adlandırılan Cheever, karakterlerini geleneksel ahlaklılık penceresinden eleştirmiştir. Ayrıca, öykülerindeki sahnelerin WASPINESS (Zengin Muhafazakâr Protestan Beyaz Amerikalı) olma durumu sanki her nesil tarafından hayali bir tutuculukla korunmaktadır. Bu incelememde Cheever’ın “National Book” ve bir de “Pulitzer” ödülü kazanmış olan toplu öykülerden oluşan (Altmış bir öykü) yaklaşık dokuz yüz sayfa kalınlığındaki ve Türkiye’de Everest Yayınları tarafından basılmış olan kitabından bahsedeceğim. Ancak öncesinde John Cheever’in yaşamına kısa bir bakış atmamız faydalı olacaktır. Cheever’in Yaşamı John Cheever, 1912 yılında orta üst sınıf çağrışımları olan bir ailede dünyaya gelmiş 1982’de hayata veda etmiştir. Ailesi 1920’lerin ortasından itibaren zenginliğini kaybetmeye başlamış ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranıyla birlikte babası servetinin tamamını aklının bir kısmıyla birlikte yitirmiştir. Buna rağmen Cheever iyi bir okulda eğitim almaya devam etmiş ancak 17 yaşındayken Massachuttes’teki Thayer Akademi’den uzaklaştırılması da bir öyküsünün konusu olmuş, The New Republic’te yayınlanmıştır (1930). Buhran yıllarında New York City’nin Greenwich köyünde yaşayan ve 1941’de evlenen Cheever’ın üç çocuğu vardır. 1942’de orduya piyade eri olarak yazılmış, hemen sonrasında ordunun eğitim filmleri için senaryo yazarı olarak görevlendirilmiştir. Savaş sonrasında karısıyla birlikte New York City’den banliyölere taşınmasıyla, oradaki yaşam tarzı ve gelenekler sonraki kurmacasının konusu olmuştur. Cheever’ın ismi, sıklıkla, pek çok öyküsünün yayınlandığı The New Yorker dergisiyle anılsa da The New Republic, Collier’s, Story, ve The Atlantic’te de çalışmaları yer bulmuştur. Kısa öykü uzmanı olan Cheever, öykülerinin ana kaynağı olarak göz önünde bulundurduğu “kesintili olaydan” yola çıkar. Açık ve şık metinlerinin yanı sıra kısa öykü ve olayları dikkatlice tasarlamasıyla da ünlüdür. Belki de en iyi iki öyküsüyle, Dev Radyo (1947) ve Yüzücü (1964) tanınmıştır. Toplu öyküleri; Bazı İnsanların Yaşam Tarzları (1943), Dev Radyo ve Diğer Öyküler (1953) ve Tuğgeneral ve Golf Dulu (1964) daha önceki yıllarda yayınlanmış olsa da John Cheever’in Öyküleri adlı seçkisi 1978 yılında kendisine Pulitzer Fiction Award ve  National Book Critics Circle Award ödüllerini getirmiştir. John Cheever öykü ve roman yazın hayatı süresince doğal olarak yalnızca övgü değil ciddi eleştiriler de almıştır. 1930’lu ve 1940’lı yıllardaki verdiği eserler ciddi şekilde eleştirilirken kendisi de bu yıllarda yazdıklarının kavrayışını derinleştirmekten uzak, yeterince olgun olmayan ve nüfuz etmeyen yanları olduğunu cesurca itiraf etmiştir. Kısa öykülerindeki süreksiz, bölümlere dayalı anlatıya odaklanma becerisinin, romanlarındaki uzun anlatılarda kendisini zorladığı yönünde de eleştiriler almıştır. Buna rağmen, en beğenilen öyküsü Dev Radyo (1947) ile başlayan 1950’lere damgasını vuran Cheevervari (Cheeveresque) yazım stilinden bahsedilmeye başlanmıştır. İlk romanı The Wapshot Chronicle (1957) 1958 yılında National Book Award ödülünü kazanmıştır. Ancak takip romanı The Wapshot Scandal (1964) aynı başarıyı yakalayamamıştır. Diğer romanları ise: Falconer (1977) ve ölümünden kısa bir süre önce yayınlanan bir mersiye-ağıt novellası olan Oh What a Paradise It Seems’den (1982) oluşmaktadır. Oğlu Benjamin Cheever tarafından düzenlemesi yapılan mektupları, The Letters of John Cheever, 1988 yılında yayınlanmıştır. 1991’de basılan günlüğü The Journals of John Cheever hem bir yazar hem de insan olarak John Cheever’ı derinden ifşa etmektedir…

John Cheever Neden Okunmalıdır? Sanırım bu soruya en güzel yanıtı 11 romanı ve 8 kısa öykü koleksiyonu yayınlanan, kısa öyküde PEN/Malamud Award mükemmeliyet ödülü kazanan öğrencisi T. Coraghessan Boyle verebilir. Öğrencisi olduğu yıllarda, John Cheever’ın deneysel yazdığını söylemesi Boyle’a pek de inandırıcı gelmemiştir. Boyle, 1973’te üniversitede Cheever’ın yazı sınıfına katılırken 61 yaşındaki hocasını alışılmadık ölçüde kırılgan ve yaşlı bulmuştur. Cheever’ı o yıllarda; yani göz kamaştrıcı anlatı çağında, maymun iştahlı ve rastgele şekilde okurken, öykülerinin çok eski ve mazide kalmış bir döneme ait olduğunu düşünmüştür. Boyle, deneysel kelimesinin kendisinin kutsalı, sloganı olduğu düşünmekte ve Cheever’ın bu sloganın uzaktan yakınından geçemediğini varsaymaktadır.

Oysa ne kadar yanıldığını anlaması çok fazla zamanını almayacaktır. Bir başka deyişle, deneyselliğin, yani ölçülmüş, kabul görmüş bir sonuca ve bilinen bir kalıba dayanmayan, sonucu bilinmeyen bir edimi içeren yaratma cesaretinin John Cheever tarzıyla tanışacaktır. Beş yıl sonra Cheever’ın Pulitzer ödülü kazanan toplu öykülerini yeniden okuduğunda Cheever’in öykülerinin her yerinde doğanın büyüleyici güzelliği eşliğinde insan deneyiminin etkenleriyle başa çıkabilen harika, sorgulayan bir ruh bulabilmiştir. Boyle, az sayıda düz-yazı yazarının Cheever’in resimsi betimlemelerini ve onların ödülleri sayılabilecek banliyö ve ailevi kaygı içinde hapsedilmiş, düzenli olarak üstünlük ve doğada yeniden doğuş anlarını deneyimleyen karakterlerini yakalayabileceğini vurgulamaktadır. Son olarak, kronolojik sırada serilen Cheever’ın toplu öykülerinin Cheever evreni, yani Amerikan toplumunun II. Dünya Savaş’ından 1970’lerin sonuna kadar olan geçici heveslerini ve takıntılarını açığa vuran bir eser olarak okunmasını salık vermektedir; üstelik altmış bir öykünün tamamını. Bu öğüde zaten uymuş olmama rağmen, yer ve zaman kısıtını düşünerek yalnızca seçtiğim altı öyküyü inceleyeceğim.

Boyle’ın gözdesi olarak itiraf ettiği, bu kitabın ilk öyküsü olan “Güle Güle Kardeşim”i tıpkı onun gibi beğendiğimi belirtmeliyim. O halde detaylı öykü incelememize neden “Güle Güle Kardeşim” ve sıra takip etmeden seçtiğim “Dev Radyo” ve “Yüzücü”yle devam etmeyelim? “Shady Hill’in Hırsızı”, “Namuslu Kuyu Kazıcısı Artemis” “Umutsuz Aşk Şarkısı”, adlı öykülerden ise bana hissettirdiklerine kısaca değinerek bahsedeceğim. Güle Güle Kardeşim Bu öykünün en dikkatimi çekenlerden biri olduğunu belirtmiştim ki bu beğenimde yalnız olmadığımı John Cheever’a, 1951’de Guggenheim Fellowship kazandırmasından da anlayabilirsiniz. “Güle Güle Kardeşim” Cheever’in daha uzun, karmaşık kurmacalar yazmaya başladığı 1950’li yıllara aittir. Öykü esas olarak isimsiz anlatıcı ve kardeşi Lawrence arasındaki tedirgin eden ilişkiden bahsetse de banliyö yaşamının kederli gerçeğini yansıtan annelerinin aşağıdaki sözlerine bir göz atalım: “Bildiğim tek şey,” dedi boğuk bir sesle, “öbür dünya diye bir şey varsa, orada çok farklı bir ailemin olacağı…” Bu alıntıda Cheever annenin yaşadığı mutsuz hayatı vurgulamaktadır. Kocası ölmüş ve çocukları kendisiyle pek fazla ilgilenmemektedir. Dolayısıyla, tartışmayan çocuklarının ve eve ekmek getiren kocasının olduğu bir dünyayı düşlemektedir. Öykünün en belirgin özelliği insan doğasının iyimser ve karamsar kutuplarını iki erkek kardeşin karakterleriyle vermesidir: Anlatıcı ve somurtkan kardeşi: İlkinin iyimser ve hikâye ilerledikçe peşin hükümlü olduğu da ortaya çıkar. Öykü doğanın altın, hayatla barışık bir anında Cheever’in en bilinen ve en şiirsel satırlarıyla sona yaklaşır. Ancak anlatıcı bir gün öncesinde, tatilde buluştukları yazlıkta ailesini sürekli huzursuz eden, problem çıkartan ve hiçbir şeyden memnun olmayan, kendi çocuklarının ruhunu da sarsan kardeşi Lawrence’ın kafasına sahilde suyla iyice şişmiş bir kütüğü de indirmiştir: “Bu yapıda biriyle nasıl başa çıkarsınız? Ne yapabilirsiniz? Kalabalıkta gözünüzün ille de sivilceli bir yanakta, çolak bir elde karar kılmasını nasıl engelleyebilirsiniz, insan soyunun hesapsız yüce gönüllüğü, insan yaşamının kıyıcı ama yüzeysel çekiciliği karşısında duygulanmayı nasıl öğretebilirsiniz ona? Korkunun, ürkünün bile yıldıramadığı bazı gerçeklere parmak basmasını nasıl sağlayabilirsiniz? O sabah deniz, koyu alaca bir renkteydi. Karımla kız kardeşim -Diana ile Helen- yüzüyorlardı, koyu suda karalı sarılı ışıldayan başlarını seçtim. Denizden çıkışlarını gözlerken çıplak, utançsız, güzel ve çok zarif olduklarını gördüm, çırılçıplak kadınların denizden ayrılışlarını seyrettim.” Burada retorik ve güçlü bir dilin kullanıldığını belirtmeliyim. Dildeki bu zenginliğin Cheever’ın King James İncili ve Shakespeare’le aşinalığından, öyküleri canlandıran ve onları rahatça okutan sözcükleri titizce kullanmasından ve güçlü bir tümce bilimden kaynaklandığını biliyoruz. Öykü sahnelerinde – ki çoğu Westchester dış mahallelerinde ya da New England veya İtalya yazlıklarındaki tatillerde geçmektedir- ve tipik olarak erkek ve yine tipik olarak orta üst sınıf toplumun tenkitleriyle afallamış karakterlerin düzenlenmesinde bir rahatlıkta söz konusudur. Aslında bu alıntı, Cheever’ın “mükemmel” dış mahalle ailesinin üzücü gerçeğini açığa çıkarmaya meraklı oluşuyla ilgilidir. Dev Radyo Bu kısa öyküde genç bir çiftin edindiği yeni radyo apartmandaki diğer insanların konuşmalarını almaya başlar. İlk başta bu durumu komik ve eğlenceli bulurlar. Görünüşte pek sorunu olmayan çift, özellikle de evin hanımı diğer komşularının duyduğu sorunları ve mahremiyeti hakkında dertlenir, üzülür. Ancak bu durumun bir süre sonra kendi sorunlarını da dillendirip, başlarına ne tür bir dert açacağından habersizdirler… Bu öykü, Cheever’in karakteristik yazım tekniklerinden olan ve kendisini dikkatli ve şık biçimde sunan, anlaşılır düzyazı kullanımını içermektedir. Ayrıca Cheever’ın gerçekçi (realist) yazımı, araya alışılmadık türde bir radyoyu eklemesiyle, büyülü gerçekçilik (magical realism) tarzı yazıma dönüşmektedir. “İki çocukları vardı, dokuz yıldır evliydiler, Suton Meydanı yakınlarında, bir apartmanın on ikinci katında oturuyor, yılda 10.3 oranında tiyatroya gidiyor, bir gün Westchester’a taşınmayı umuyorlardı”. Dev Radyo’dan (1953) yaptığımız bu alıntıda virgüllerle ayrılmış bir listelemede karakterlerin, Jim ve Irene Wescott, ana özellikleri hakkında okuyucunun doğrudan, açık şekilde bilgilendirildiğini görebiliyoruz. Beni en çok etkileyen kısım ise, komşularının mahremiyetiyle dertlenen bir melek görüntüsü veren eşi Irene’e, artık radyoyu dinlememesi gerektiğini defalarca kez söyleyen Jim’in sonunda çileden çıkıp karısının tüm kusurlarını, şeytanlıklarını yüzüne haykırdığı anın alegorisidir. Yüzücü 1968 yılında filmi de çekilen Yüzücü’de (1964), Cheever’ın sık kullandığı New York’un kurgu semti Shaddy Hill banliyösünde yaşayan adam, evine komşularının arka bahçelerindeki havuzlardan yüzerek gitmeye karar verir ve yolda keşfeder ki kendisi pek çok bakımdan kaybedilmiş bir ruhtur. Yüzüş yolculuğuna Westerhazy’lerin havuzundan başlayıp sonra Graham’larınkine geçer, derken Hammer’lerinki ve benzer şekilde devam eder. Bir fırtına Yüzücü Neddy’i, Levy’lerin evinde durdurana kadar bazen bir kadeh içki bazen de kısa bir sohbet için mola vermektedir. Levy’lerin evinde bir şeyler tuhaflaşmaya başlar ve Neddy hariç herkes Neddy’nin başına gelen talihsizliği biliyor görünmektedir. Kısa hikâye zamanın akışı ve hiç kimsenin bu durumun kaçınılmazlığından kurtulamaması ile alakalı bir metafordur. Öykü Banliyö hayatının sahteliği, yaşlanmanın reddi ve zayıf temeller üzerinde inşa edilen yaşamın gerçekleri konusunda bir eleştiridir. Öyküden yaptığım aşağıdaki alıntılar Cheever’ın yazım tekniklerini, anlamamıza yardımcı olacaktır. Öyküde John Cheever’ın, çürüme ve yıkıntının etrafında kümelenen, Truva’nın düşmesinden sonra evine dönen Yunan mitolojik kahramanı Odise’ye göndermelerini de içeren “imgelem” gibi yazım tekniklerini sıklıkla kullandığını da belirtmeliyiz. “Neden yaşamını tehlikeye atma pahasına bu yolculuğu sonuna kadar götürmeye kararlıydı? Şu sıradan, tatsız, soğuk şaka hangi noktada ciddiye binmişti?” Bu alıntı açığa çıkarmaktadır ki kaygısız başlayan öykü Neddy’nin hayatında artık ciddi ve yaşam değiştiren bir hadiseye evrilmiştir. Yüzücü oyunbaz tarzıyla eve gitmesinin artık eğlenceli bir yanı kalmadığını henüz anlamamıştır ve öykü çözüldükçe kahramanın Banliyö yaşamındaki mutsuzluğunu gösteren derin sırlarını öğreniriz. Yüzücü, Neddy Merril, için Modern Amerikan rüyası ya da miti sayılan Narkissos (Narsis) ve Great Gatsby benzetmeleri de yapılır. Yüzücünün hali, Yunan mitolojisinde bir su birikintisinde yansımasını görüp, kendine âşık olan, bir perinin aşkını dahi reddeden Narsis ve yıllar önceki sevgilisini bir Fransız şatosundan kopyalanmış malikânesinde verdiği partilere, gülünç sayılabilecek pahalı otomobiline rağmen yeniden elde edemeyen Great Gatsby’nin (F. Scott Fitzgerald’ın “Caz Çağı” romanının kahramanı) başına gelenlerle kıyaslanabilir. Aslında John Cheever’da bu benzetmeyi, şu yorumuyla beslemiştir. “Modern bir Narsis hakkında bir öykü yazmayı planladım…” Cheever’in bu ünlü öyküsünde Dr Oliver Tearle’ın analizinden geniş ölçüde yararlanmaya devam edelim. Neddy Merrill, Narsis misali, bencilken ve kendisinin ya da karısının arkadaşlarını küçümseyip onların parti davetlerini sürekli reddederken, öykünün açılış sahnesinde acaba neden Westerhazy’lerin kokteyl partisine karısı Lucinda’yla birlikte katılmıştır? Yoksa, aslında partide birlikte değil midirler? Bu durum bizi açılış sahnesinin gerçekliğini sorgulamaya itmektedir. Neddy’nin lanetlenmesi bir anlamda hayatının gerçekte mahvolduğunun, evliliğinin bittiğinin, çocuklarının ortadan kaybolduğunun ve evini kaybettiğinin farkına varmasıdır; bu, suda boğulmanın ve vücudun çiçeklere dönüşmesinin (bu Narsis’e olan şeydir) modern Amerikan banliyösü eşdeğeridir. Zaman, her ne kadar bunun büyüleyici ya da doğa üstü bir etki olup olmadığı konusunda şüphede bırakılsak da (Neredeyse gerçeküstücülük olarak sınıflandırabileceğimizi de unutmadan), “Yüzücü” de olağanüstü şeyler yapmaktadır. Öyküdeki olayların gelişiminin oldukça dar bir şekilde Neddy’nin bakış açısına odaklanması, ki bu kahramanın puslu hafızasının yanı sıra yaşamında son zamanlarda meydana gelen travmatik gelişmeleri bilinçsizce bastırmasının da bir sonucudur, zamanın sıra dışı etkisine işaret etmektedir. Bu şekilde incelendiğinde, öykünün arka planı hakkında şöyle bir çıkarım yapmak mümkündür: Karısı Lucinda ve çocuklarıyla birlikte bir evde yaşamakta olan Neddy Merrill’in Shirley Adams’la ilişkisi olmuştur ve bu Neddy’nin finansal sorunlarla boğuştuğu ve evliliğinin sonlandığı döneme denk gelmiştir. Bu rastlantıyı yüzücünün bir havuzdan diğerine geçerken denk geldiği Biswanger’ların partisindeki konuşmanın paraya dönmesinden anlayabiliyoruz. Ayrıca bir sonraki havuz durağında, Neddy’yi aniden partide karşısında gören Shirley, kendisinden borç para istemek için ortaya çıktığını varsaymaktadır. Buysa okuyucuda Neddy’nin aynı şeyi geçmişte de yaptığı izlenimi uyandırmaktadır. Bu durum son sahnedeki evin neden boş olduğunu açıklamakta bize: örneğin boşanmalarını takiben satılıyor olma hali. Faka Dr Tearle, haklı olarak, öyküdeki olaylar böyle açıklanır ya da yorumlanırsa bunun, mecazi (alegorik) bir anlatım olarak niyetlenilen şeyin, çok edebi bir analiz şeklinde görülme olasılığı riskinden bahseder. Oysa yazın sonlanması ve sonbaharın başlaması bir dizi başka şeyin habercisidir aslında; gençliğin geçip gitmesi ve orta yaşın gelişi veya bir evliliğin çökmesi bu konuda ileri sürülebilecek olasılıklardan yalnızca ikisidir. Gerçek şu ki, öykünün yaz ortası bir günde partinin en civcivli halinde başlaması (veya başlar gibi gözükmesi) ve Neddy’nin evliliğinin bozulmamış olması fakat partinin sonbahar başında sonlanmasıyla birlikte (veya sonlanır gibi gözüktüğünde) Neddy’nin evliliğinin de bitmesi daha genelde yaşamın simgeselliği olarak okunmalıdır: Bunu aşk, gençlik ve finansal başarının sıklıkla yatkın olduğu doğal bir düşüş olarak da okuyabiliriz. Dahası dostlarının isimleri dahi, Westerhazy, güneşin batıya gün batımına doğru yönlenmesine (westering) ve Neddy’nin öykü boyunca deneyimleyeceği gibi belirsiz (hazy) hatıratlara bir göndermedir Öte yandan, Neddy kendisiyle ilk tanıştırıldığımızda Afrodit heykelinin poposuna şaplak atarken çok ukala görünmektedir. Yunan aşk tanrıçasına yapılan bu saygısızlık aslında, kullanıp hislerini pek de önemsemediği ve başından savdığı metresi Shirley Adams’a olan şefkatsiz davranışıyla daha sonra teyit edilmektedir. Kadınlara ve aşka karşı takındığı bu kaba tutum, Dr Tearle’in da belirttiği gibi, yüzücünün birbirini takip eden havuzlardan oluşan eve dönüş yoluna karısının ismine atfen Lucinda Irmağı adını vermesi gerçeğiyle dengelenmektedir. Bu adlandırmayı “doğal bir nehrin” yeni dönem kapitalist versiyonu olarak, Neddy’i de efsanevi bir kâşifin yeni kapitalist türevi gibi, görmek yanlış olmayacaktır. Bu noktada şu sorulabilir: Acaba bu yolculuğun asıl amacı eve Lucinda’ya doğru mu yüzmektir? Ya da zihninden onu kovmak için midir, çünkü bilinçaltında bir yerlerde, aralarının bozulduğunu bilmektedir ve Lucinda müzakere etmesi ve kabullenmesi gereken bir şey ya da birisi midir? Şayet “eve” dönebilecekse evliliklerinin bittiğini kabulü müdür aynı zamanda? Cheever bu soruların yanıtlarını bizden tipik olarak sakladığı için kesin olarak bilemeyiz. Bildiğimiz tek şey öyküdeki sembolik ve gerçek detayların beraberce yürüdüğü, böylece her şeyi hem mecazi hem de gerçek anlamında yorumlamamız gerektiğidir. Cheever bu öyküsünde de gerçek ve mecaz birlikteliğini, dolayısıyla ikiliği ustalıkla kullanmaktadır. Öykünün teknik incelemesi ve Cheever ustalığıyla elinizden kitabı bırakamamanız bir tarafa benim damağımda nasıl bir iz bıraktığını ise şöyle açıklayabilirim: Amerikan orta sınıf Banliyö yaşamının, her zaman çok sağlam temellere dayanmayan Amerikan rüyasının peşinden koşmak da demektir bu, sıklıkla karşılaşılan ağız buran tadını gerçek anlamıyla hissetmek! Taşralı Koca Cheever’ın en iyi öyküleri arasında yer alan Taşralı Koca (Francis Weed), Francis’in başına tüm gelenlerden sonra Shady Hill’in aynı kaldığını vurgular: Bir uçak kazası geçirip mısır tarlasına inen ve hızlı bir tahliye sonunda oradan önce taksi sonra da trenle Shaddy Hill’e zamanında ulaşan babayı karşılayan tek şey çocukların kendi arasındaki şamataları, kavgaları eşi Julia’nın tüm karmaşayı idare etmekle meşgul olması ve hiçbir aile mensubunun “sen ölümden mi döndün?” diye soramayışıdır. Öyküye odaklanan eleştirilerin odağını bazı metaforlar alır: Bunlardan ilki o şamata içinde çocukları yemeğe çağıran Julia’nın bu duyurusunun onları daha da azdırmasının İskoç kabile başkanlarının savaş nağralarının savaşçıların şevkini artırmasına benzetilmesidir. Bir diğer eleştiri ise Taşralı Koca’nın ertesi gün Farquarsons’ların partisinde gördüğü hizmetçinin, II. Dünya Savaşı’nda Fransa’da ikamet ederken bir kavşakta karşılaştığı, bir Nazi’yle yattığı için çırılçıplak soyulup, yuhalanan ve tükürülen kadın olduğuna inanması ve onun çıplak fantezilerini kurmasıdır. Öykü Francis’in aile kalabalığına rağmen yaşadığı yalnızlığın etkisi, orta yaş krizi ve evin genç hizmetçisine ilgi duyması gibi durumlarla karmaşık bir hal alır. En nihayetinde bir psikolog yardımına ihtiyaç duyan Francis, bahçede hobisiyle uğraşırken düşünür: Sonra hava kararıyor; yaldızlı kıyafetler giymiş kralların filler üstünde dağları aştığı bir gece. Bu öykünün Amerikan banliyösündeki yaşamın mitlerde anlatılan cennetten ne kadar farklı olduğunu; boyun eğdirilmiş Francis ve yüksek moralli öykü dili arasındaki zıtlığın ise kinayeli, gülünç ve yoruma açık değerli bir anlatı olduğunu bana düşündürdüğünü belirtmeliyim. Shady Hill’in Hırsızı Bu öyküde Cheever’in 50’li yıllarda karakterlerini ve onların deneyimlediği acı veren çelişkilerini derinleştirme becerisini geliştirdiği ileri sürülür ki buna katılmamak mümkün değildir. Kırklarına yaklaşmış Johnny Hake bir süredir işlerini aksatan ve alkolik duruma düşen patronun sağ kolunu işten atmak üzere yine bizzat despot patronu tarafından görevlendirilir. Ancak Johnny sağ kolu evinde ziyaret ettiğinde karşılaştığı acıklı manzara karşısında bu görevi beceremez. Bir süre sonra alkolü bırakan sağ kol yeniden eski görevinin başına geldiğinde ilk kovduğu kendisini işten atamayan Johnny olur. Bunu karısına itiraf edemeyen Johnny, Shaddy Hill’deki zengin komşularının evlerine geceleri girerek cüzdanlarından paralarını çalmaya başlar. Babasının cebinden çaldığı 50 dolar için babasını suçladığını hatırlayan Johnny’nin, bir Robin Hood çağrışımı yaptırıp yaptırmadığı konusunda tereddüt edebilirsiniz. Hikâyenin başka bir virajı alması, eski patronunun ölmesi ve sağ kolun kendisini yeniden işe almasıyla mümkün olur. Warburton’larda çaldığı parayı, yine bir gece yarısından sonra, gizlice iade eden Johnny’nin kafası caddeden aşağı yürürken ve bir polis otosunun sorgulamasını savuşturmasından önce karışır: Öylesine karanlık görünen dünya birkaç dakikada nasıl bu kadar güzel görünebilir? Cheever’in diğer öykülerinin de okunması gerektiğini belirtirken, yer ve zaman kısıtı dolayısıyla son iki öyküsüne, “Namuslu Kuyu Kazıcısı Artemis” ve “Umutsuz Aşk Şarkısı”na kısaca değineceğim.

Namuslu Kuyu Kazıcısı Artemis Öykü Demir perde döneminde sosyalist bir ülkeye seyahati seçen çekici ve bazı evli aşıklarının baskısından bunalmış Amerikalı Kuyu Kazıcısı Artemis’in başına gelenleri anlatır: Orada tanıştığı eski yüksek rütbeli bir askerin kızı Natasha ile başlayan aşkları ve tam Kruşçev’la tanışacakken başkanın görevden azledilmesi, ülkesine geri dönüp sevdiği kadınla yazışırken casuslukla suçlanması ve aldığı Amerika lehine casusluk yapma teklifi… Tüm bunlar bize bir parça Mc Carthy dönemi komünist avını çağrıştırır. Ayrıca eleştirmenlerce vurgulandığı gibi Artemis’in kaybettiği masumiyet bakirliği değil fakat dünyanın işleyişine dair saf düşünceleridir. Ancak beni asıl çarpan, biraz da ön yargımdır sanırım: Berlin Duvarı yıkılmadan önce zihnimdeki Demir Perde duvarı o kadar tabuydu ki, bu dönemden önce bir Amerikalının Rusya’ya tatile gitmesini gülünç, fantastik, hatta imkânsız bulurdum. Oysa Gorbaçov’un glasnost ve perestroyka politikalarından çok daha önce Kruşçev, Stalin karşıtı politikalar izleyerek Batı ile yakınlaşmış ve pek çok Batı kültürel faaliyet ve etkinliğinin 1950’lerin ortasıyla 1960’ların başlarında kendisi azledilene kadar Sovyetler Birliği’nde yer bulmasına imkân tanımıştır. Yani 1960’ların başında bir Amerikalıya, tarih bilgimizi biraz yokladığımızda Sovyetler Birliği’nde tatil yaptırabiliriz; Cheever gibi! Umutsuz Aşk Şarkısı Bu öykü bende Amerikan yazarlarının başarıyla uyguladığı çatışma, gerilim ve merak duygusunu uyandırdı. Bir başka deyişle Paul Auster’in Şans Müziği veya Raymond Carver’ın Fil’ini çağrıştırdı. Her iki roman ve öyküde nasıl da kıvranırsınız meraktan ne zaman gerilim bitecek de kahraman en nihayetinde üzerindeki tüm yükleri atıp huzura kavuşacak diye. Benzer duyguyu Cheever’ın Ohio’dan New York’ a taşınan iki dostun, Jack ve “Dul” adını taktığı Joan’ın, New York maceralarında buldum diyebilirim. Jack her ne zaman Joan’la karşılaşsa yanında tanımadığı ya şiddete eğilimli ya da sahtekâr, yeni bir erkek arkadaşı vardır. Joan’ın kendi durumunu anlayamadığımız bir iyimserlik ve hoşgörüyle karşılarken, bu halinin nasıl sonlanacağını Jack’le birlikte dert edinir ve meraklanır dururuz. Jack bu kadar çok sayıda berbat adamla ilişki yaşamamış gibi her defasında dinç ve taze kalan Joan’ın artık bir ölüm meleği veya kara dul olduğunu düşünmeye başlar… Kısacası John Cheever’ın ikiliği başarıyla kullanan, deneysel, post modern anlatım tarzıyla yazılmış, Amerikan Banliyo yaşamının her zaman muhteşem Amerikan Rüyası biçiminde sonlanmadığı gerçekçiliğini de yadsımayan ögelerle bezenen kısa öyküleri, okumaya değiyor. Dostlar, size Cheever’ın bu uzun öykü koleksiyonu için keyifli okumalar dilemeden önce “Beş Kırk Sekiz”, “Son Bir Kez”, “Söylesene Kimdi”, “Buluşma” ve “Elmalar Diyarı” öykülerine göz atma fırsatını kaçırmamanızı da diliyorum. Kaynakça Bevis, C.W. (2007). JOHN CHEEVER: THE MAKING OF THE CHEEVERESQUE WRITING STYLE IN THE 1950S. RIVIER ACADEMIC JOURNAL, VOLUME 3, NUMBER 1, SPRING 2007. Boyle, B.T.C. (2006). On Learning to Appreciate John Cheever’s Stories. [online] https://www.mybib.com/. Available at: https://www.npr.org/2006/08/17/5652619/on-learning-to-appreciate-john-cheevers-stories. Breslin, J.B. (2022). From 1994: A review of John Cheever’s ‘Thirteen Uncollected Stories’. [online] America Magazine. Available at: https://www.americamagazine.org/arts-culture/2022/03/08/cheever-thirteen-stories-breslin-review-242535 [Accessed 24 Apr. 2023]. Cooke, R. (2009). The demons that drove John Cheever. [online] the Guardian. Available at: https://www.theguardian.com/books/2009/oct/18/john-cheever-blake-bailey. Gordon, M. (1991). The Country Husband. The New York Times. [online] 6 Oct. Available at: https://www.nytimes.com/1991/10/06/books/the-country-husband.html [Accessed 24 Apr. 2023]. Mambrol, N. (2021). Analysis of John Cheever’s The Country Husband. [online] Literary Theory and Criticism. Available at: https://literariness.org/2021/05/20/analysis-of-john-cheevers-the-country-husband/ [Accessed 23 Apr. 2023]. McGrath, C. (2009). The First Suburbanite. The New York Times. [online] 27 Feb. Available at: https://www.nytimes.com/2009/03/01/magazine/01cheever-t.html [Accessed 22 Apr. 2023]. Saunders, G. (2007). Experimental story. The Guardian. [online] 12 Oct. Available at: https://www.theguardian.com/theguardian/2007/oct/13/weekend7.weekend1#:~:text=Experimental%20fiction%20is%20the%20art [Accessed 22 Apr. 2023]. Studocu. (n.d.). Essay on Fables – Grade: A – Essay on Fables ‘Reunion’ by John Cheever tackles the difficulty of – Studocu. [online] Available at: https://www.studocu.com/en-us/document/university-of-florida/fiction-writing/essay-on-fables-grade-a/3792994 [Accessed 22 Apr. 2023]. SuperSummary. (n.d.). The Enormous Radio Literary Devices. [online] Available at: https://www.supersummary.com/the-enormous-radio/literary-devices/#318969. Tearle, O. (2021). A Summary and Analysis of F. Scott Fitzgerald’s The Great Gatsby. [online] Interesting Literature. Available at: https://interestingliterature.com/2021/03/the-great-gatsby-summary-analysis/. Tearle, O. (2022). A Summary and Analysis of John Cheever’s ‘The Swimmer’. [online] Interesting Literature. Available at: https://interestingliterature.com/2022/12/john-cheever-the-swimmer-summary-analysis/#:~:text=Notable%20themes%20of%20Cheever [Accessed 22 Apr. 2023]. Tikkanen, A. (2019). John Cheever | Biography, Books, & Facts. In: Encyclopædia Britannica. [online] Available at: https://www.britannica.com/biography/John-Cheever. Wikipedia. (2022a). Narkissos. [online] Available at: https://tr.wikipedia.org/wiki/Narkissos [Accessed 23 Apr. 2023]. Wikipedia. (2022b). Oh What a Paradise It Seems. [online] Available at: https://en.wikipedia.org/wiki/Oh_What_a_Paradise_It_Seems#:~:text=Oh%20What%20a%20Paradise%20It%20Seems%20is%20a%201982%20novella [Accessed 24 Apr. 2023]. Wikipedia. (2023). Torch Song (short story). [online] Available at: https://en.wikipedia.org/wiki/Torch_Song_(short_story)#:~:text=%22Torch%20Song%22%20is%20included%20in [Accessed 24 Apr. 2023]. www.famousauthors.org. (n.d.). John Cheever | Biography, Books and Facts. [online] Available at: https://www.famousauthors.org/john-cheever#:~:text=John%20Cheever%20was%20an%20eminent [Accessed 22 Apr. 2023].

36 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page