top of page

YADİGAR

Yazar: Tebessüm Çakır


Burun delikleri kocaman açılmıştı, yeleleri savrulmuş kah şaha kalkarak, kah bir ok gibi son sürat koşuyordu. Yine de sürücüsünün istediği hıza yetişemiyordu. Öylesine öfkeliydi ki ve öylesine kızgın, yüzüne çarpan yel, yerleri döven toynaklar, atın üzerine sıçrayan teri hiçbir şey onu yatıştırmıyordu. Uzun yıllardır birliktelerdi. Alışıktı sahibinin ara ara böyle deli dolu koşturmasına onu. Ama bugün her şey başkaydı. Çatlayacak gibiydi artık ama onun dur durak bilesi yoktu.


O ilk rüzgar. Ne zaman başlamıştı. Zamanı var mıdır böyle şeylerin? Köylerinde düğün vardı. Oyunlar, yemekler. Bir köşede oturmuş oynayan kızları seyrediyordu. Sonra onu gördü, kendi halinde sakin arkadaşlarının yanında … Bir şeyler hep ona çekiyordu bakışlarını, anlayamadı. Oyun bitince kızlar oğlanlar karşılıklı oturup maniler okumaya başladılar. Öyle güzel bir söyleyişi vardı ki, hayret etti. Ortalık sakinleşip, yaşlılar evlerine çekilip gençlerde köşede bucakta sohbete başladıklarında, yanına gitti. Bütün gece konuştular. O gece sanki hayatındaki bütün gecelerin toplamı gibiydi. Her şeylerini anlattılar. Kardeşlerini, köylerini, çocukluklarını, tasalarını, planlarını her şeylerini… Hiçbir insanla konuşmak bu kadar kolay ve böylesine çok olmamıştı. Ona anlattığı bazı şeyleri kendi bile ilk defa duyuyordu sanki. Öylesine yakındı ki kız ona, şimdi bu hayatta değil, evren var olduğundan, kainatın ilk tohumları atıldığından beri bir aradaydılar sanki.


Öyle mutlu, öyle mutluydu ki anlatılamaz. Sabah ilk iş annesini uyandırdı ‘Anne o kızı bana al. Ne yap ne et o kızı bana al! Ben onsuz yaşayamam ‘ dedi. Annesi şaşkın. Deli, kendi başına buyruk oğlundan böyle sözler duymayı hiç beklemez. ‘Tamam evlat ‘dedi. Dedi dedi, demez olaydı. Kızın bir nişanlısı olduğunu ailenin de verdikleri sözden dönmeyi kesinlikle kabul etmediklerini öğrendi. Ne yapardı? Nasıl yapardı? Ailesi çok üzüldü. Ama oralarda öyleydi, söz sözdü.


İçine gömmeye çalıştı, bir gece görmüşüm ne olur sanki dedi. Bana öyle gelmiştir dedi. Deli gönlüm dedi. Günlerce köşe bucak gezdi durdu atının sırtında. Ama fayda etmedi. Sonunda söz möz dinlemiyorum, gideceğim bulacağım onu dedi. Buldu kızı. Güç bela buluştu ‘gel kaçalım ben sensiz yapamam’ dedi. ‘Unutursun’ dedi kız ‘Unutursun gün gelir yuva kurarsın çoluğun çocuğun olur, unutursun. Ben seninle kaçamam. Anneme babama yüzümü dönemem’. Ne dediyse kar etmedi. Ettiremedi. Kolay vazgeçmedi de ailesiyle konuştu günlerce köylerinde kaldı. Döndü dolaştı. En sonunda kolu kanadı kırık, döndü evine. Çok geçmeden öğrendi ki evlenmiş.


O gün atladı sırtına atının. O at ki öyle heybetli, yeleleri kahverengi savrulur rüzgarda, bir şaha kalktı mı gökyüzünü kaplar. Sanki birdirler adamla. Ne kadar gitti onunla bilemedi. Bir süre hiçbir şey bilemedi. Yer neresi, gök neresi, açlık ne, susuzluk ne? Anne nerede, sıla neresi? Döndü dolaştı yurdu. Ozanlara katıldı. Bazen onlarla söyledi. Ne zaman biraz olsun kendine gelse yine o düşüyordu aklına. O zaman ne yapacağını bilemiyordu. Çaresiz atına atlayıp yollara düşüyordu. Ama nereye giderse gitsin bütün yollar ona çıkıyordu. Yollar bitiyordu, içinde onun ateşi bitmiyordu.


Bir gün köylerden birinde yaşlı bir adama rastladı. Gözlerinde iki yıldız parlıyordu adamın öylesine aydınlıktı yüzü. Yanına oturdu amcanın. Konuştular, amca anladı bizimkinin derdini. ‘’Oğul aşka düşmüşsün sen. Aşk öyle gitmeylen bitmez. Aşkın içinden geçmeden bitiremezsin onu. Aşk seni en yaralı yerinden yakaladığı için, en yaşanmamış ve en çok yaşansın istediğin yerinden yakaladığı için o kadar derinden bağlar seni. Sen kendin göremezsin yapamazsın çünkü. Ancak o gösterebilir. Senin aşkın sana ne gösterdi ona bak. Ne gördün onun yanında. Nasıl bir kendin gördün onda, ne gördün herkesten başka ona bak. Bak bak ta ki bulana, anlayana kadar. O zaman aşktan geçebilirsin. Sevmek bizim mayamızda var. Elbet seversin yine birini. Ama önce aşktan geç oğul.’’


O günden sonra içinde duru bir su oluştu sanki, yavaş yavaş ruhunu sardı yatıştırdı. Köyüne döndü toprağına sarıldı. Adamın dediğini yaptı, yaptıkça eskisinden başka biri oldu, hayat ağırlaştı, her şey daha anlamlı oldu. Bir gün gök gözlü yâre rastladı. Onun gözlerine baktığında anladı ki artık aştan geçmişti. Yalnız çok derinde bir yerde bir sızı kaldı ondan yadigar. Onu hep sakladı.


‘Mihriban’ şiirinin yazarı Abdürrahim Karakoç’a saygıyla


Son Yazılar

Hepsini Gör

NEFES

KATILA KATILA

bottom of page