top of page

MARİO LEVİ FISILTILAR BIRAKARAK GİTTİ!

Yazar: Meliha Kallimci


Sevgili Mario Levi;

“Edebiyat ruhun yolculuğudur”

“Edebiyat varsa umut vardır”

“Asıl gerçekler halen daha kitaplarda, halen daha edebiyat ve sanatta saklıdır!” diyerek bizi bırakıp gittiniz..

Fısıltılar bıraktınız ardınızda...

Okunacak kitaplar, yazılacak satırlar vardı daha.


Bir süredir hasta olduğunuzu biliyorduk ancak hiç ihtimal vermemiştik gideceğinize. Yazarlığınızın 40.yılını kutlayacaktık, “Hangi kitaplarınızı imzalatsak?” diye tatlı bir telaş içerisindeydik: İstanbul Bir Masaldı, Yanlış Tercihler Mahallesi, Madam Floridis Dönmeyebilir, Lunapark Kapandı, Size Pandispanya Yaptım, Bir Şehre Gidememek,  Bir Cümlelik Aşklar…


“Seçim yapmak öyle zor ki! En iyisi hepsini imzalatmak!” derken bu beklenmedik gidiş ruhumuzda tarifsiz, derin bir hüzün bıraktı.


Dediğiniz gibi: “Bu Oyunda Gitmek Vardı”.

Bizi bırakıp gittiğinizi duyunca çok ağladım, Türk kahvesi içerken günlerce içimde derin bir acı hissettim. Jim Morrison dinlerken kitaplarınızla bakıştık.  Zaten Morrison’u da siz öğretmiştiniz! Nasıl da izler bırakmışsınız.


Derslerde çekinip söyleyemediklerim vardı size. Özellikle sizinle alakalı yaşadığım bir anıyı mutlaka anlatmalıydım. Derslerden önce kendi kendime cesaret verip “anlatacağım bu ders mutlaka söyleyeceğim” diyordu;  fakat naifliğiniz, bilgeliğiniz karşısında utanıp vazgeçiyordum. Anlatamadım!  Keşkeler hanesine yazıldı o da.


Şimdi anlatsam biraz hafifler mi içimdeki sızı?


Derslerimde konuyu ne yapıp edip size getirmeyi çok severdim. Mario Levi şu kitabı yazmış, bunu söylemiş diye başlardım söze, ders akıp giderdi. (Severdim diyorum; çünkü artık gözlerim doluyor diye kalabalık ortamlarda anmıyorum sizi, içimden konuşuyorum sizinle. Anlatsam insanlar neden gözlerin doldu diyecek? Nasıl anlatayım sizin yokluğunuzu kitap okumayan, edebiyat sevmeyen birilerine!)


Yine Mario Levi’yi anlatırken kendimden geçtiğim bir gün öğrencilerimden biri parmak kaldırdı. Agresif, hırçın bir tarzı vardı. Genelde insanlara ve hayata olan öfkesi üslubuna da yansırdı. Ağzını açtığında kavga moduna geçer, iddia ettiklerini kabul ettirmek için elinden geleni yapardı. İçimden “eyvah! bakalım bu sefer neye saldıracak?” dedim.

"Hocam Mario Levi’yi anlatıp duruyorsunuz ama bu anlattıklarınız üniversite sınavında çıkıyor mu?"


Bunu zafer kazanmışçasına, kendinden emin bir şekilde söylemişti. Tüm öğrencilerim bana döndü.  Ağzımdan tek bir kelime çıkacaktı: Evet ya da hayır! Nasıl da net, kısa ve kolay bir cevap değil mi? Öğrencimin yapmaya çalıştığının farkındaydım, kendince beni zor durumda bırakıp sınıfta otorite olarak görüneni, beni yenecekti.

Açıkçası yaptığı hamle başarılıydı, beni çok zor bir durumda bırakmıştı.

Sorunun cevabı basitti, zaten sınıftaki tüm öğrenciler de biliyordu cevabı.

Ancak bilmedikleri başka bir şey vardı!


Mario Levi, bir iki kelimeye sığdırılabilecek biri değildi! Yarattığı derinliği tarif etmek için kelimeler, hatta satırlar kıyafetsiz kalırdı. Saniyeler içinde kızgınlık, umutsuzluk, üzüntü tüm duyguları yaşadım. Gecikmeden bir cevap vermeliydim!


Gözlerimi kapattım ve yüreğimden geçen ilk cümleyi söyledim: "Eğer bir gün Mario Levi üniversite sınavında sorulursa bilin ki bir şeyler değişmiş demektir!"


Soruyu soran öğrencimle göz göze geldik, gözleri çok şey anlattı.

Ders bittikçe sonra kendimle gurur duydum. Ben nasıl böyle anlamlı bir cevap verebilmiştim?

Günlerce bu sorunun cevabını düşündüm..

Bana o cevabı verdiren Mario Levi’ye olan inancımdı!

Bu olaydan sonra o öğrencim peşimden ayrılmadı; ne okursa, hangi filmi izlerse anlatmak için peşimden koştu.

Şimdi idealist bir psikolog olma yolunda ilerliyor...

95 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

VEDA

Kommentare


bottom of page