top of page

NE İLK NE DE SON…

Yazar: Elif Yılmaz Göktan


Uykumun kaçtığı bir gece yarısı yatakta dönmekten vazgeçip kalktım. Salona geçip yemek masasındaki bilgisayarımın başına oturduğumda, televizyonun kumandasına da bastım ki evde ses olsun. Kendime mektup yazmaya hazırdım artık. Benden bana mektuplar serime bir yenisi daha eklenecekti…

 

Parmaklarımın ucumdan akıp giden cümleler bir sesle durdu. Televizyona baktım ve seni gördüm canım hocam… Gülen gözlerin, yumuşak ses tonun, şiir okur gibi dile getirdiğin cümlelerinle anlatıyordun. “Ben yazmayı öğretemem belki ama sizi yazmak için neyin tetiklediğini ortaya çıkartabilirim.” Mütevazı kişiliğin, yazmayı çok iyi öğrettiğin halde, sana öğretemem dedirtiyordu... İlk tanışmamız tek taraflı oldu anlayacağın kıymetli hocam. Koşarak odama gittim. Evdeki tüm kitaplarını getirdim ve senin deyiminle “meftunu olduğum” önsözlerini tekrar tekrar okudum.  O akşam kendi kendime ‘bir gün mutlaka öğrencin olacağım’ diye söz verdim.

 

Aradan yıllar geçti. Nişantaşı’nda bir atölyede öğrencin olduğumda tek pişmanlığım, hayatın koşturmasına izin verip, tanışmamızı ertelemem oldu. Yıllarca her hafta derste buluştuk. Yüz yüze yaptığımız derslere, yazdıklarımızı basıp getirirdik. Bir kopya sana, bir kopya kendimize. Mor mürekkeple basılmış yazıyı eline aldığında gülmüştün. Sen sormadan ben söyledim. “Hocam her hafta kazağınızın rengi ile tutturmaya çalışacağım.” Birlikte bir projede çalıştık. Daha nicelerinde çalışmak için plan yaptık… “Böyle gidersen seksen yaşında bitecek bu roman,” diye diye bitirttin bana kitabımı. Her hafta sabırla dinledin. Düzeltmeleri ile beraber kim bilir aynı sayfaları kaç kere ilk defa duyar gibi heyecanla takip ettin.

 

Sadece yazmayı öğretmedin. Bir yaşam felsefesi paylaştın bizimle. İyi olmayı, sevmeyi, dinlemeyi, merak etmeyi… Ne çok şey kattın bize.

 

Şahitlik yaptım sevgine, iyiliğine… Ece’yi, Masal’ı, ikizleri, torunlarını, Fenerbahçe’yi, Kadıköy’ü, İstanbul’u, yazmayı, edebiyatı, müziği, okurlarını, öğrencilerini çok sevdin. Eserlerinle, yaşam felsefenle, öğrettiklerinle bizimle olmaya, hayatımızın bir köşesinden kendini göstermeye devam edeceksin. Biz seni kaybetmedik, anılarımızda sakladık.

 

Şimdi yazarken sesin kulaklarımda. Sana sora sora, seninle konuşa konuşa yazıyorum. Yine ilk sana okuyorum. Evet sana getirdiğim ne ilk ne de son yazım.

 

Saygı, sevgi, dostluk, minnet ve özlemle…

 

Not: Babalar günün kutlu olsun Hocam…

53 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page